Organik nedir?

Dünyanın nüfusu arttıkça, insanların besin telepleride artıyor.Gıda firmaları da besinleri arttırıyor.Bu miktarlar arttıkça topraklarımız verimsizleşiyor,kaliteli üretim yapmaya çalışanlar da,gıdalara ziraii ilaçlar kullanıyorlar. Aynı zamanda besinlerin ve gıdaların raf ömürlerini arttırmak, ürünlerde çeşitlilik yaratmak veya toprağa uygulanan kimyasal gübrelerin yanlış kullanımı,yabancı otları öldürmek için kullandığımız herbisit ilacının yanlış veya gereksiz ya da fazla kullanılması gibi bir çok sebepden dolayı şu an yediğimiz gıdalar eskisi gibi olamadı.Gittikçe gıda katkı maddesi kullanımı artıyor.

Bu katkı maddeleri de herkesin bildiği gibi insan sağlığına oldukça zararlı.Kansorajen maddeler içeren gıdalar.Bu gıdaları tüketmemek için,sağlıklı beslenmek için artık neredeyse herkes kendi ürününü kendi baçesinde yetiştiriyor ve gönlü,içi rahat oluyor. Ve biz bu yediğimiz gıdalarada organik diyoruz.

Bizim yetiştirdiğimiz gıdalara organik diyoruz ama ne kadar doğru? İçine kimyasal bir gübre koydukmu? Böcek ve ya yabancı ot ilaçları sıktık mı (herbisit)? Hormon kullandık mı? Eğer bunların hiç birini kendi yetiştirciliğimizde yapmadıysak, yetiştirdiğimiz gıdalar organiktir.

Organik;İnsana,Doğaya,Toğrağa,Tarıma,Sürekliliğe ve Yetiştiriciliğe zarar vermez.

Kendi besinimizi kendimiz yapamıyacak durumdaysak eğer,satın aldığımız her gıdayı kontrol ederek alalım. Organik olan her gıdada bir sertifika vardır. Birçok zararlı maddeden arınmış olarak üretilen organik ürünlerin insan sağlığı açısından önemi çok fazla.

Organik olmayan besinlerin içinde olabilecek olan gıda maddelerine bile kimi insanların duyarlılıkları vardır. Bu duyarlılık beraberinde bir çok hastalığı getirebilir.     Özellikle bebek ve çocuklarda organik ürünler çok çok önemlidir. Onların bağışıklık sistemi yetişkinlerle bir değildir,daha çabuk etkisi altına girebilir,daha çok zarar alabilirler.  Bunun bilince varmamız gerekiyor bir an önce tüm toplum açısından. Sağlık problemlerimizin yediğimiz gıdalardan kaynaklanabileceği,her uzman tarafından açıklanmış bir şeydir.

Gıdalardan;peynir,yumurta,bakliyat,çay,zeytin,sebze,meyve,bebek mamaları ülkemizde şu anda      Organik üretimi yapılan gıdalardır.Bu gıdalar bizlerin beslenmemiz ve sağlığımız  açısından çok önemlidir,daha da önem vermek gerekir,bilinçlenmemiz,dikkatli olmamız gerekir.

Organik yetiştirelim,organik yiyelim,organik mi? Kontrol edelim.

Kompost Nedir? Nasıl Hazırlanır?

Kompost doğal olan gübrelerimizden biridir. Bu gübreyi Büyük baş hayvanımız olmadan da,köylük bir alanda yaşamadan da yapabiliriz. Kompost gübresi organik bir gübre olduğu için yine toprağımıza vereceğimiz çok güzel bir hediyedir.Kompost toprağa verildiğinde toprak yumuşar ve su tutma kapasitesi yükselir. Peki nasıl yapacağız bu kompostu?. Bu gübre çeşidi çöplerini değerlendiren insanlar için süper bence. Şimdi anlatalım.

Kompost hazırlamak için 1×1-2×2 m civarı boyutlarda bir kutu veya sandığa ihtiyacımız var öncelikle.Cinsinin ne olacağı pek önemli değildir ama tavsiyem en maliyetsiz olanı tahtadır. Sıra geldi çöp bulmaya :) içine koyabileceğimiz metaryeller sınırlı tabiki,ama bu gübreyi hazırlarken sanki çöplerinizi çöp kutusuna atıyormuş gibi olacağınız kesin. Kompostun içine koyulabilecek metaryeller; Kağıt,talaş,saman,yaprak,ağaç tozu,sebze meyve artıkları,çay posası,yumurta kabukları,yeşil bitkiler..              Yalnız içine konulacak olan yeşil aksanlı bitkilerin,bakteriyel veye virüslü bir hastalık taşımaması gerekir yoksa gübelenen toprakta çıkan yeni bitkilerin hastalıklı olma ihtimalleri çok yüksek olur .    Kompost yaparken özen göstermemiz gerekiyor,dikkatli olmakta gerekebilir bir nebze.Çürümenin hızlı olması gerekir bu sebeble de içine koyacağımız her metaryelinde küçük olması lazım. Parçalanmış,dövülmüş,kesilmiş.. Yeterince küçük yani! Ne kadar küçük olursa,çürüme o kadar hızlı olur. (yani gübrenin tamamlanma süresi).   Bunları da hazırladıktan sonra,kompostun kompostlaşabilmesi için,içinin kuru kalmaması gerekir,nemli tutmamız en faydalısı olur. Bunun içinde sulama yapabileceğimiz bir hortum veya delikli bir kova gerekir.

Şimdi sandığımızın içine önce biraz yeşil bitkileri (küçültülmüş şeklinde tabiki),biraz ağaç tozu koyalım.Daha sonra da bunları birbirleriyle karıştıalım. Kompost oluşumu içinde ne kadar sıklıkla metaryel varsa o kadar çabuk olur. Malzelmeleri bol kayalım yani :)  Şimdi bekliyoruz bekleme zamanı,beklerken kompost sandığımızıda nemli tutuyoruz ama ve içini hiç karıştırmıyoruz. Onbeş gün sonra kompost ilk halinden daha az görünür,sebebi gübrenin fermente olmasıdır.Gübreyi karıştırmamız gerekir onbeş gün sonra,dilersek sandıktan çıkarıp da karıştırabiliriz.Kompost böylece iyicene havalanır,tekrar sandığa koyup,tekrar üstüne yeşillik ve talaş benzeri metaryellerden koyabiliriz. Kompost hazırlaması bu kadar. Yapmamız gereken sadece gübreyi havalandırmak ve nemli tutmak. 2-2,5 ayda kompost hazır olur ve toprağa serebiliriz.

Herkesin yapması gereken bişey çünkü; Masraf yok,fazladan bir uğraş yok ama sonunda daha verimli bir toprak var.Neden yapmıyalım ki değil mi?

Ahır Gübresi Hazırlamak

Biz insanların besine ihtiyacı olduğu gibi topraklarında besine ihtiyaçları vardır. Onları ne kadar iyi beslersek onlarda bizi o kadar iyi besler.Gerek verdiği ürünlerle gerek ürünleriyle kazandırdığı paralarla. Bu sebeple her toprağa gübre şarttır. Toprağımız ne kadar verimli olsada biz ekim yaptığımız sürece,yetişen bitkiler ihtiyaçlarını topraktan karşıladığı için belli bir süre sonra toprağı sömürüler.

Bir çok gübre çeşidi vardır,gerek organik gübreler gerek kimyasal gübreler. Bunları daha sonra ele alacağız. Şimdilik herkesin toğrağına en uygun olanı,maliyeti en düşük olanı,kullanımı ve hazırlanması en kolay  olan gübreyi anlatacağız.  Ahır gübresi.

Ahır gübresi hayatlarını köylük alanlarda sürdüren insanların daha doğrusu büyük baş hayvanı hayvanları veya gübreyi temin edebilecek yerleri olan insanların sürekli olarak hazırladığı bir gübre çeşididir.Her yetiştirici tarafından onaylanır çünkü organik bir gübredir. Bizde böyle bi durumdaysak yapacağımız gübre ,yapabileceğimiz en doğal,maliyetsiz ve geri dönüşümlü bir gübre olur.

Ahır gübresini hazırlarken dikkat etmemiz gereken noktalar vardır. Bunlar gübrenin yığın halinde biriktirilmesi,sert geçirimsiz bir tabaka ürezinde tutulması (şerbetin akmaması için) , yağmurdan korumak için etrafının kapatılmasıdır. Çünkü gübrenin en etkilisi sıvı olanıdır bunada ahır gübresinde şerbet denir.Şerbetin akmaması için sert zemin gerklidir. Yağmurlarla yıkanmaması içinde etrafının kapatılması.Gübenin kısa zamanda olmasını istersek ,her gübre eklediğimiz zaman üstten basınç uygulamamız içindeki havayı çıkartmamız gerekir böylelikle fermantasyon(gübrenin yanması) daha kısa sürer. Zaman önemsizse içinde hava bırakarak da gübre hazırlanabilir.Yaklaşık oniki ay sürer.

Gübrenin hazırlanması için gereken zaman dolduktan sonra,gübrenin içnde bulunan azot(N)’un uçmaması için gübreyi hızlıca toprak altına geçirmek gerekir. Gübrenin üzerine 2-3 cm toprak atmanızda yeterli olacaktır.

Okurlarımız; Toprak,Bitki,Ekoloji,En doğru sulama şekli,Bitki Hastalıkları,Arazi Düzenleme,Seracılık,Bitki Koruması ve Tanımı..  Kısacası Peyzaj hakkında öğrenmek istediğiniz herşeyi sorun Peyzaj Mimar ve Teknikerlerimiz  yanıtlasın. Görüş,Soru ve Yorumlarınızı her zaman bekliyoruz.

Genel Klavye Kısayolları

Genel Klavye Kısayolları;

• CTRL+C (Kopyala)
• CTRL+X (Kes)
• CTRL+V (Yapıştır)
• CTRL+Z (Geri Al)
• DELETE (Sil)
• ÜSTKRKT+DELETE (Seçili öğeyi Geri Dönüşüm Kutusu’na atmadan kalıcı olarak sil)
• Bir öğeyi sürüklerken CTRL (Seçili öğeyi kopyala)
• Bir öğeyi sürüklerken CTRL+ÜSTKRKT (Seçili öğeye kısayol oluştur)
• F2 tuşu (Seçili öğeyi yeniden adlandır)
• CTRL+SAĞ OK (Ekleme noktasını sonraki sözcüğün başına gider )
• CTRL+SOL OK (Ekleme noktasını önceki sözcüğün başına gider )
• CTRL+AŞAĞI OK (Ekleme noktasını sonraki paragrafın başına gider )
• CTRL+YUKARI OK (Ekleme noktasını önceki paragrafın başına gider )
• Ok tuşlarının herhangi biriyle birlikte CTRL+ÜSTKRKT (Bir metin bloğu vurgula)
• Ok tuşlarının herhangi biriyle birlikte ÜSTKRKT (Pencere veya masaüstünde birden fazla öğe seç veya bir belgede metin seç)
• CTRL+A (Tümünü seç)
• F3 tuşu (Bir dosya ya da klasör ara)
• ALT+ENTER (Seçili öğenin özelliklerini görüntüle)
• ALT+F4 (Etkin öğeyi kapat veya etkin programdan çık)
• ALT+ENTER (Seçili nesnenin özelliklerini görüntüle)
• ALT+ARA ÇUBUĞU (Etkin pencere için kısayol menüsünü aç)
• CTRL+F4 (Aynı anda birden çok belge açmayı sağlayan programlardaki etkin belgeyi kapat)
• ALT+SEKME (Açık öğeler arasında geçiş yap)
• ALT+ESC (Öğeler arasında açılma sıralarına göre dön)
• F6 tuşu (Bir penceredeki veya masaüstündeki ekran öğeleri arasında dolaş)
• F4 tuşu (Bilgisayarım veya windows Gezgini’ndeki Adres çubuğu listesini görüntüle)
• ÜSTKRKT+F10 (Seçili öğe için kısayol menüsünü görüntüle)
• ALT+ARA ÇUBUĞU (Etkin pencere için Sistem menüsünü görüntüle)
• CTRL+ESC (Başlat menüsünü görüntüle)
• ALT+Bir menü adındaki altı çizili harf (Karşılık gelen menüyü görüntüle)
• Açık bir menüdeki bir komut adındaki altı çizili harf (Karşılık gelen komutu gerçekleştirir)
• F10 tuşu (Etkin programda menü çubuğunu etkinleştirir)
• SAĞ OK (Sağdaki sonraki menüyü aç veya bir alt menü aç)
• SOL OK (Soldaki sonraki menüyü aç veya bir alt menüyü kapat)
• F5 tuşu (Etkin pencereyi günceleştir)
• GERİ AL (Bilgisayarım ya da Windows Gezgini’nde bir seviye üstteki klasörü görüntüle)
• ESC (Geçerli görevi iptal et)
• CD-ROM sürücüye bir CD-ROM taktığınızda ÜSTKRKT (CD-ROM’un otomatik olarak oynatılmasını önle)

İletişim Kutusu Klavye Kısayollar;

• CTRL+SEKME (Sekmeler arasında gezin)
• CTRL+ÜSTKRKT+SEKME (Sekmeler arasında geriye doğru git)
• SEKME (Seçenekler arasında ileriye doğru git)
• ÜSTKRKT+SEKME (Seçenekler arasında geriye doğru git)
• ALT+Altı Çizili harf (İlgili komutu gerçekleştir veya ilgili seçeneği seç)
• ENTER (Etkin seçeneğin veya düğmenin komutunu gerçekleştir)
• ARA ÇUBUĞU (Etkin seçenek bir onay kutusuysa onay kutusunu seç veya temizle)
• Ok tuşları (Etkin seçenek seçenek düğmeleri grubuysa bir düğme seç)
• F1 tuşu (Yardım görüntüle)
• F4 tuşu (Etkin listedeki öğeleri görüntüle)
• GERİ (Kaydet veya Aç iletişim kutusunda bir klasör seçiliyse bir üst düzeydeki klasörü aç)

Microsoft  Doğal Klavye Kısayolları;

• Windows Logosu (Başlat menüsünü göster veya gizle)
• Windows Logosu+BREAK (Sistem Özellikleri iletişim kutusunu görüntüle)
• Windows Logosu+D (Masaüstünü göster)
• Windows Logosu+M (Tüm pencereleri küçült)
• Windows Logosu+ÜSTKRKT+M (Küçültülmüş pencereleri geri yükle)
• Windows Logosu+E (Bilgisayarım’ı aç)
• Windows Logosu+F (Bir dosya veya klasör ara)
• CTRL+Windows Logo+F (Bilgisayar ara)
• Windows Logosu+F1 (Windows Yardımı’nı görüntüle)
• Windows Logosu+ L (Klavyeyi kilitle)
• Windows Logosu+R (Çalıştır iletişim kutusunu aç)
• Windows Logosu+U (Hizmet Programı Yöneticisi’ni aç)

Erişilebilirlik Klavye Kısayolları;

• Sekiz saniye boyunca Sağ ÜSTKRKT (Filtre Tuşlarını aç veya kapat)
• Sol ALT+Sol ÜSTKRKT+PRINT SCREEN (Yüksek Karşıtlık’ı aç veya kapat)
• Sol ALT+sol ÜSTKRKT+NUM LOCK (Fare Tuşları’nı aç veya kapat)
• Beş kez ÜSTKRKT (Yapışkan Tuşlar’ı aç veya kapat)
• Beş saniye boyunca NUM LOCK (Geçiş Tuşları’nı aç veya kapat)
• Windows Logosu+U (Hizmet Programı Yöneticisi’ni aç)

Windows Gezgini Klavye Kısayolları;

• END (Etkin pencerenin sonunu göster)
• HOME (Etkin pencerenin başını göster)
• NUM LOCK+Yıldız İşareti (*) (Seçili klasörün altındaki tüm alt klasörleri göster)
• NUM LOCK+Artı işareti (+) (Seçili klasörün içeriğini göster)
• NUM LOCK+Eksi işareti (-) (Seçili klasörü daralt)
• SOL OK (Geçerli seçim genişletilmişse daralt veya üst klasörü seç)
• SAĞ OK (Geçerli seçimi daraltılmışsa görüntüle veya ilk alt klasörü seç)

Karakter Eşlem İçin Klavye Kısayolları

Karakter kılavuzunda bir karakteri çift tıklatırsanız, kılavuz üzerinde klavye kısayollarını kullanarak hareket edebilirsiniz:

• SAĞ OK (Sağa veya sonraki satırın başına git)
• SOL OK (Sola veya önceki satırın başına git)
• YUKARI OK (Bir satır yukarı git)
• AŞAĞI OK (Bir satır aşağı git)
• PAGE UP (Bir defada bir ekran yukarı git)
• PAGE DOWN (Bir defada bir ekran aşağı git)
• HOME (Satırın başına git)
• END (Satırın sonuna git)
• CTRL+HOME (İlk karaktere git)
• CTRL+END (Son karaktere git)
• ARA ÇUBUĞU (Bir karakter seçildiğinde Büyütülmüş ve Normal modlar arasında geçiş yap)

Microsoft Yönetim Konsolu (MMC) Ana Pencere Klavye Kısayolları

• CTRL+O (Kaydedilmiş bir konsolu aç)
• CTRL+N (Yeni bir konsol aç)
• CTRL+S (Açık konsolu kaydet)
• CTRL+M (Bir konsol öğesi ekle veya kaldır)
• CTRL+W (Yeni bir pencere aç)
• F5 tuşu (Tüm konsol pencerelerinin içeriğini güncelleştir)
• ALT+ARA ÇUBUĞU (MMC penceresi menüsünü görüntüle)
• ALT+F4 (Konsolu kapat)
• ALT+A (Eylem menüsünü görüntüle)
• ALT+V (Görünüm menüsünü görüntüle)
• ALT+F (Dosya menüsünü görüntüle)
• ALT+O (Sık Kullanılanlar menüsünü görüntüle)

MMC Konsol Penceresi Klavye Kısayolları;

• CTRL+P (Geçerli sayfayı veya etkin bölmeyi yazdır)
• ALT+Eksi işareti (-) (Etkin konsol penceresi için pencere menüsünü görüntüle)
• ÜSTKRKT+F10 (Seçili öğe için Eylem kısayol menüsünü görüntüle)
• F1 tuşu (Seçili öğe için varsa Yardım başlığını aç)
• F5 tuşu (Tüm konsol pencerelerinin içeriğini güncelleştir)
• CTRL+F10 (Etkin konsol penceresini büyüt)
• CTRL+F5 (Etkin konsol penceresini geri yükle)
• ALT+ENTER (Seçili öğe için varsa Özellikler iletişim kutusunu aç)
• F2 tuşu (Seçili öğeyi yeniden adlandır)
• CTRL+F4 (Etkin konsolu kapat. Bir konsolun tek bir konsol penceresi varsa, bu kısayol konsolu kapatır)

Uzak Masaüstü  Bağlantısı Gezintisi;

• CTRL+ALT+END (Microsoft Windows NT Güvenlik iletişim kutusunu aç)
• ALT+PAGE UP (Programlar arası soldan sağa geçiş yap)
• ALT+PAGE DOWN (Programlar arası sağdan sola geçiş yap)
• ALT+INSERT (Programlar arasında en sık kullanılma sırasına göre dön)
• ALT+HOME (Başlat menüsünü görüntüle)
• CTRL+ALT+BREAK (İstemci bilgisayarını bir pencere ve tam ekran arasında geçiş yap)
• ALT+DELETE (Windows menüsünü görüntüle)
• CTRL+ALT+Eksi işareti (-) (Etkin pencerenin anlık görüntüsünü Terminal Server panosunda istemciye yerleştir ve aynı işlevselliği yerel bilgisayarda PRINT SCREEN’e basarak sağlayın.)
• CTRL+ALT+Artı işareti (+) (Etkin istemci penceresinin tamamının anlık görüntüsünü Terminal Server panosuna yerleştir ve aynı işlevselliği yerel bilgisayarda ALT+PRINT SCREEN’e basarak sağlayın.)

Microsoft Internet Explorer Gezintisi;

• CTRL+B (Sık Kullanılanları Düzenle iletişim kutusunu aç)
• CTRL+E (Arama çubuğunu aç)
• CTRL+F (Bul yardımcı programını başlat)
• CTRL+H (Geçmiş çubuğunu aç)
• CTRL+I (sık kullanılanlar çubuğunu aç)
• CTRL+L (Aç iletişim kutusunu aç)
• CTRL+N (Aynı Web adresiyle tarayıcının başka bir örneğini aç)
• CTRL+O (Aç iletişim kutusunu aç, CTRL+L ile aynı)
• CTRL+P (Yazdır iletişim kutusunu aç)
• CTRL+R (Geçerli Web sayfasını güncelleştir)
• CTRL+W (Geçerli pencereyi kapat)

Çalıştır Komutları ;

compmgmt.msc - Bilgisyar Yöneticisi
devmgmt.msc - Aygıt Yöneticisi
diskmgmt.msc - Disk Yöneticisi
dfrg.msc - Disk birleştirme
eventvwr.msc - Olay Görüntülüyicisi
fsmgmt.msc - Paylaşılan Dosyalar
gpedit.msc - Grup Poliçeleri
lusrmgr.msc - Yerel Kullanıcılar ve Gruplar
perfmon.msc - Performans Monitörü
rsop.msc - Poliçe Sonuçarını Ortaya koymak
secpol.msc - Yerel Güvenlik Ayarları
services.msc - Çeşitli Servisler
msconfig - Sytem Bilgisi Hizmetleri
regedit - - Kayıt Defteri Editörü
msinfo32 - Sistem bilgisi
sysedit - Sistem Şekli Editörü
win.ini - Windows Yükleme Bilgisi
winver - Şu anki Wİndows Sürümünü Görüntüle
mailto: - Varsayılan E-mail alıcısı Görüntüle
cmd - Komut satırını çalıştır
Denetim Masası Öğeleri İçin Çalıştır Komutları ;
Program Ekle Kaldır / control appwiz.cpl
Tarih Saat özellikleri /control timedate.cpl
Ekran özellikleri / control desk.cpl
hızlı bul / control findfast.cpl
Fontlar / control fonts
İnternet Özellikleri /control inetcpl.cpl
Klavye özellikleri /control main.cpl keyboard
Mouse Özellikleri / control main.cpl
Multimedya Özellikler /control mmsys.cpl
Ağ Özellikleri / control netcpl.cpl
Şifre özellikleri / control password.cpl
Printer /control printers
Ses Özellikleri / control mmsys.cpl sounds
Sistem Özellikleri /control sysdm.cpl

Windows XP Kısayolları ;

ALT+ENTER / seçili ögelerin özellikleri
ALT+ESC / en son acılan ıtem lerı gecıs saglar
ALT+F4 / aktif pencerelerı kapatır
ALT+SPACEBAR / aktif sayfanın menusu
ALT+TAB / menuler arasında geçiş
BACKSPACE / bir önceki sayfaya geçiş
CTRL+A / hepsini seç
CTRL+B / kalın yazı
CTRL+C / kopyala
CTRL+I / italik
CTRL+O / dosya açma
CTRL+U / alt cızgı
CTRL+V / yapıştır
CTRL+X / kes
CTRL+Z / geri tusu
CTRL+F4 / dökümanları kapatır
CTRL while dragging / seçili ögeleri tutar
CTRL+SHIFT while dragging / seçili ögeleri kısayol oluşturur
SHIFT+DELETE / çöp kutusuna atmadan siler
ESC / ıslemlerı durdurur
F1 / help
F2 / seçili öğenin ismini degiştirme
F3 / arama dosya ve klasörlerde
F4 / adres çubuğunu açar
F5 / yenileme
F6 / adres çubuğuna gider
F10 / active sayfalarda çubuğa gider “dosya eklemek araçlar filan”
SHIFT+F10 / sağ tıkladıgınızda açılan menu
CTRL+ESC / start menusu
SHIFT+CTRL+ESC / görev yönetıcısı
WIN / start menüsü
WIN+BREAK / sistem özellikler menüsü
WIN+D / bütün aktif sayfalari küçültme
WIN+E / bilgisayarımı açar
WIN+F / arama dosya ve klasörlerde
WIN+F+CTRL / bilgisayarımda arama
WIN+L / kullanıcı degiştirme kapatmadan
WIN+M / küçültme veya restore etme sayfaları
WIN+R / çalıştırı açar WIN+TAB / açık olan sayfalarda geçiş

Windows Explorer Kısayolları;

ALT+SPACEBAR / aktif sayfanın menüsü
CTRL+ESC / windows menusu
ALT+F4 / windows penceresini ve cerayann eden olayları kapatır
CTRL+A / bütün parçaları seçer
CTRL+X / seçili kısmı keser
CTRL+C / seçili kısmı kopyalar
CTRL+V / seçili kısmı yapıştırır
CTRL+Z / geri döner son yapılana
CTRL+(+) / sutun icindeki pencereleri otomatik olarak dogru sıralar
TAB / 7 sutun atlatma yada digger seçili ögeye geçme
SHIFT+DELETE / direk silme
BACKSPACE / bir önceki sayfaya yada slime işlemi
ALT+ENTER / seçili ögelerin özellikleri
F10 / aktif sayfanın menusu
F6 / adress bara gider /
F5 / sayfayı yenıler
F3 / arama ögesi
F2 / ismini degistirme seçili ögenin

Internet Explorer Kısayolları ;

CTRL+A / bütün sayfanın seçimi
CTRL+D / favorite ekler
CTRL+E / aktif sayfada arama yapar
CTRL+F / sayfada bulma
CTRL+H / geçmiş sayfasını açar
CTRL+I / favorite sayfalarının oldugu kısmı açar
CTRL+N / yeni pencere açar
CTRL+O / yenı lokasyonlar gider
CTRL+P / printer menusu
CTRL+S / degisiklikleri kaydeder
CTRL+W / aktif sayfayı kapatır
CTRL+ENTER/ basına www ve sonuna .com koymayı yapar Asi
SHIFT+CLICK / yeni pencerede açar
BACKSPACE / bir önceki sayfaya gider
ALT+HOME / anasayfaya gider
HOME / sayfanın başına gider
TAB / Itemler arasında atlamayı sağlar
END / sayfanın sonuna gider
ESC / açılan sayfayı sonlandırır
F11 / tam ekran yapar sayfayı
F5 / sayfayı yeniler
F4 / adress barı açar
F6 / adress bara gider
ALT+RIGHT ARROW / ileri sayfaya yürür
SHIFT+CTRL+TAB / address bara gider
SHIFT+F10 / sağ tus olayı
SHIFT+TAB / geri tab olayı
CTRL+C / kopyalama
CTRL+V / yapıştırma
ENTER / aktif etmek /
F1 / internet xplorer help

Ms-dos komutları ;

ASSOC / Dosya ortaklıklarını görüntüle.
AT / Programları ve komutları uygulamak için zamanı ayarla.
ATMADM / Windows ATM sağrı yöneticinin gördüğü adresleri ve bağlantıları listele
BREAK / CTRL + C’i Etkinleştir / devre dışı bırak
CACLS / ACL dosyaları göster ve değiştir
CALL / Grup dosyasını diğer grup dosyasından çağır.
CD / Rehberi değiştir.
CHCP / Uluslar arası klavye ve karakter bilgilerini ilave et
CHDIR / Adresi değiştir.
CHKDSK /FAT diskdeki hataları tara.
CHKNTFS / NTFS disk’deki hataları tara
CLS / Ekranı temizle.
CMD / Komut satırını çalıştır.
COLOR / Ön plan resmini değiştir.
COMP / Dosyayı sıkıştır.
COMPACT / Dosyayı sıkıştır,aç,.
CONTROL / Ms-dos da denetim masası simgelerini aç
CONVERT / FAT’i NTFS’e dönüştür
COPY / Bir yada daha fazla dosyayı öteki konuma kopyala
CTTY / Bilgisayarın giriş çıkış aygıtlarını değiştir
DATE / Sistem tarihini görüntüle,değiştir
DISKCOMP/ Disk’i diğer bir disk ile karşılaştır
DRIVPARM / Asıl aygıt sürücülerinde yeniden yazmayı etkinleştir.
ECHO / Mesajları göster ,etkinleştir ve devre dışı bırak
EDIT / Dosyayı görüntüle ve değiştir.
EDLIN / Dosyayı görüntüle ve değiştir.
EMM386 / Genişletilmiş hafıza yöneticisini görüntüle
ENABLE / Konsol geri alma komutunu etkinleştirme ve devre dışı bırakma
SCANDISK / disk taramayi calistir.
QBASIC / Qbasic i ac.
RENAME / yeniden adlandir.
RMDIR /bos klasoru sil.
SHUTDOWN/ bilgisayarı kapat
SMARTDRV / geleneksel ve genişletilmiş hafıza için disk hafızası olustur
SORT / kisa giris ve cikislari goster
SWITCHES/ ms-dos a fonksyion ekle,kaldır.
SYS / Sistem saatini disk sürücüsüne yükle
TIME / sistem saatini goster,ayarla.
TITLE / ms-dos penceresindeki basligi degistir
TRACERT / karsidan gelen network paketlerinin yolunu goster
TREE / Disk’in yuzeysel agacini goster
T YPE / Dosyanin icerigini goruntule
U NDELETE / silinemeyen dosyalari silvisuall
U NFORMAT / bicimsiz disk surucusu.
U NLOCK /Disk’in klitini ac.
V ER / Versiyon bilgisini goster.
V ERIFY / diske yazmak gerektiginde karar vermeyi etkinlestir yada devre disi birak.
VOL / cilt bilgisini goster
XCOPY / Başka bilgisayarlardan çoklu dosyaları kopyala
TRUENAME/ dizinde var olan kişileri gösterir
TASKKILL / ihtiyaç duyulmayan uygulamaları kapat
SETVER - ms-dos version unu degistir.
SHARE - dosyalari palasabilme yetenegini yukle,devredisi birak.
SCANREG - kayit defterindeki hatalari tara ve geri yukle.
ROUTE - windows agindaki rota tablosunu goruntule ve degistir
RUNAS - baska bir bilgisayardaki programi etkinlestir.
PRINT - dosyayada resmi print et
PROMPT - ms-dos u goster ve degistir
PING - test amacli diger ag bilgisayarina bilgi gonder
POPD - agdaki rehberi degistir.
NET - ag ayarlarini guncelle ve onar
NETSH - degisebilen ve degismeyen network bilgisini goster com
NETSTAT - TCP/IP ag protokolu bilgisini ve istatistigini goruntule.
NLSFUNC - ulkeye ozgu bilgileri goster
NSLOOKUP - agdaki yada alandaki ip adresini goster
PATH - bilgisyardaki gizli dosya yerlerini goster ve yerini ogren
PATHPING - ag daki gizli dosya yerlerini goster ve yerini ogren c
MOVE - dosyanin yerini degistir.
MSAV - ilk microsoft virus hizmeti.
MSD - Tanimlama hizmeti.
I FSHLP.SYS - 32-bit dosya yoneticisi.
I PCONFIG - ag aygiti ayarlarini goster ve degerleri goruntule
KEYB - klavyenin planini degistir.
LABEL - disk surucusunun etiketini degistir.
LH - Yuksek Hafizada disk surucusu yukle
LISTSVC - servisler ve suruculer icin kurtarma konsol komutunu goruntule
LOADFIX - 64k’nin uzerindeki programlari yukle
LOADHIGH - yuksek hafizadaki aygit surucusunu yukle.
LOCK - hard disk surucusunu kitle.
LOGON - kurulumlar ve geri tuklemeler icin yonetici hesabi.
MAP - surucudeki aygit ismini goster
MEM - Sistemdeki hazfızayı göster.
MKDIR - yeni, rehber komutu yarat.
MODE - port ve gotuntu ayarlarini degistir.
GRAFTABL - Grafik modundaki genişletilmiş karakterleri göster. .
HELP - komutlari kisaca acikla
EXTRACT - dosyalari windows dizininden cikart
FASTHELP - ms-dos komutlarini ve bilgileri listele
FC - dosyalari karsilastir.
FDISK - disk surucusu icin bolumleme konsolunu calisti
FIND - dosya icindeki yaziyi ara.
FINDSTR - dosya icindeki dizini ara.
FIXBOOT - yeni cizim bolgesi yaz
FIXMBR - disk surucu icin yeni cizim bolgesi yaz
FORMAT - disk surucusunu bicimlendir.
FTP - FTP * a baglan
FTYPE - dosya turunu goster
ERASE - dosyayi sil
DISKCOPY - diski diger bir disk’e kopyala.
DEFRAG - yuklenen programlari disk uzerinde stabile et.
DEL - bi veya daha fazla dosyayi sil.
DELETE - silinen dosyalar icin kurtarma konsol komutu
DELTREE - bir veya daha fazla dosya ve rehberi sil
DIR - klasor icindekileri goster.
DISABLE - windows sistem ve suruculerinde kurtarma konsolu komutunu devre disi birak.
CHOICE - dizin icindeki coklu sevenekleri belirt.
BOOTCFG - kurtarma konsolu komutlarını göster ve düzenle ve boot.ini yi yeniden oluştur.

Çalıştır Komutları

compmgmt.msc Bilgisayar yönetimini açar.
clipbrd.exe Pano işlemcisini açar.
cleanmgr.exe Disk temizleyiciyi açar.
ciadv.msc Dizin yöneticisini açar.
charmap.exe Karakterleri ayarlamanızı sağlar.
calc.exe Hesap makinesini açar.
diskmgmt.msc Disk yönetimini açar.
devmgmt.msc Aygıt yöneticisini açar.
dfrg.msc Disk birleştiriciyi açar.
eudcedit.exe Karakter imal edebilirsiniz.
appwiz.cpl Program ekle kaldırı açar.
access.cpl Erişebilirlik seçeneklerini açar.
accwiz.exe Erişebilirlik sihirbazını açar.
desk.cpl Görüntü özelliklerini açar.
eventvwr.exe Olay görüntüleyicisini açar.
freecell.exe İskambil oyununu açar.
fsmgmt.msc Paylaşılan klasörler menüsünü açar.
hdwwiz.cpl donanım ekleme sihirbazını açar.
iexpress.exe Setup programını açar.
inetcpl.cpl İnternet özelliklerini açar.
intl.cpl Bölge ve dil ayarlarını açar.
joy.cpl Oyun kontrollerini açar.
magnify.exe Büyüteçi açar.
main.cpl Fare özelliklerini açar.
mmsys.cpl Ses ayarlarını açar.
mspaint.exe Paint programını açar.
narrator.exe İngilizce ekran okuyucusunu açar.
ntbackup.exe Yedekleme sihirbazını açar.
nusrmgr.cpl Kullanıcı hesaplarını açar.
osk.exe Ekran klavyesi açar.
telnet.exe Telnet’i açar.
spider.exe Kağıt oyunu açar.
gpedit.msc Grup poliçesi açar.
msconfig.exe Sistem ayarlarını açar.
verifier.exe Sürücü monitörünü açar.
drwtsn32.exe Sorun tanıma aracını açar.
dxdiag.exe DirectX sürümünüzü öğrenmenizi sağlar.
mobsync.exe Senkronizasyon sağlar.
mplay32.exe Media Player’ın çok basit bir halini açar.
odbcad32.exe Database işleme sağlar.
packager.exe Obje paketleyiciyi açar.
perfmon.exe Sistem monitörünü açar.
progman.exe Masaüstü yöneticisini açar.
rasphone.exe Erişim defterini açar.
shrpubw.exe Network paylaşımı bilgisini açar.
sigverif.exe İmza denetleyicisini açar.
sysedit.exe Sistem yöneticisini açar.
syskey.exe Şifre databaseini açar.
sndrec32.exe Ses kaydedicisini açar.
timedate.cpl Tarih ayarlama penceresini açar.
tourstart.exe Windows XP turu başlatır.
winchat.exe Windows içinde bulunan chat programını açar.
winmine.exe Mayın Tarlası oyununu açar.
write.exe WordPad’i açar.
wupdmgr.exe Windows güncelleştirme penceresini açar.
explorer.exe Windows Gezgini’ni açar.
powercfg.cpl Güç seçeneklerini açar.
rasphone.exe Ağ bağlantılarını açar.
regedt32.exe Windows Kayıt Düzenleyicisi’ni açar.
regedit.exe Windows Kayıt Düzenleyicisi’ni açar.
sndvol32.exe Ses ayarlarını yapmanızı sağlar.
notepad.exe Not defterini açar.
taskmgr.exe Görev yöneticisini açar.

Not: Bilgiler internetten derlemedir.

Kan tozu ne işe yarar?

Sağlığımızı koruyabilmek için her zaman birşeyler yapmaya çalışırız,korunuruz zararlı şeylerden.. Zaman geçiyor yediğimiz gıdalar da değişiyor. sağlığımızı korumak adına,kansorajen maddelerden uzak kalmak adına onca uğraşımız yada onca döküp saçtığımız paralar boşuna gidiyor.Çünkü artık organik bir gıda kalmadı neredeyse.Bunun sebebi de kimyasal ilaçların yanlış kullanımı yine yanlış gübreleme sonucu!

Peki ne yapıcaz? Biz buna mahkumuz deyip hiç bir çaba da bulunmayacak mıyız? Ya da çifçilerimiz ne yapacak? İşi gücü bırakacak mı? hayır buna da hayır. Yapılması gereken tek şey insanların bilgilendirilmesi! ve bizde şimdi size dünyaın en organik,en sağlıklı,en hızlı ‘varlığını’ gösterebilen bir gübre çeşidini tanıtacağız. Bu da ‘Kan tozu..’

Kan tozu bilindik kanın tozu ama hayvan kanının tozudur. En hızlı etkisinin gösteren gübre olduğu için çoğu yetiştirici,firma,ya da çiftçilerin istediği ve beklediği şey haline gelmiştir. Bu gübreyi üretip ticarete sokmak bile çok kolay! En basit para kazanma yolu bile diyebilirz hatta. Yapılacak tek şey mezbalarla anlaşmak yani hayvan kesim yerleriyle.Hayvanların kesimiyle ortaya çıkan kanı alacaksınız sadece ve bir yere ihtiyacınız var. Aldığınız kanı kurutabilmek için. bu kanı her şekilde kurutabiliz kurutmadaki amaç kanın suyunu (serum) diğer proteinli (plazma) kısmından ayırmak. Ayırdıktan sonra geride kalan çökeleği kurutup öğüteceksiniz sadece bundan ibaret yani.

Kan tozunun bileşimindeki azot, organik halde ve özellikle protein halinde bulunur ve kan tozu toprağa verildiğinde süratle bitki tarafından kullanılabilir hale geçer. Bu özelliğinden dolayı kan tozu, diğer organik gübre materyallerinden daha üstündür.

Bu kadar işe yarar özelliklerinden bahsettik şunu dip not olarak söyleyelim bilindiği kadarıyla Türkiyede bu işi yapan yok! Neden diye sorar herkes hiç bir maliyeti yok,sıkıntısı yok ve de çok pahallı birşey. Hemen söyleyelim arkadaşlar bunun tek sebebi insanların çifçilerimizin, yetiştiricilerimizin bilinçsiz olması.Böyle bir gübreden bile haberleri olmaması veya yine yanlış kullanılması.

Gübrenin  dikenini söylemeyi unuttuk. Kandaki  suyu (serumu) diğer proteinli (plazma) kısmından ayırmak için kuruttuğumuz zaman 4/1 uçup gidiyor. Yani 100 litrelik bir kanı kurutma işleminden sonra elimize kalan çökelek kısmı(kan tozu) yani işe yarar kısım 25 kilo civarı bir şey oluyor. Bu gübre de böyle bir şey işte güzel olan herşey azdır :) Zaten gramla satılır. Ve gerçekten çok pahallıdır .

Sabunu keşfeden kimdir?

Yağlı maddeleri suda, ayırma yoluyla yok etme özelliğine sahip olduğundan, lekeler ve kirler sabunla giderilir. Bu işlem, sodyum hidroksit denilen alkali bir maddenin, hayvansal (eskiden keçi içyağı) veya bitkisel bir yağlı madde üzerindeki etkisinden elde edilir.

İlkçağ’dan beri kullanılan sabun

Atalarımız hiç sabun kullanmazlardı: onun yerine kül, kil veya bitki özleri kullanırlardı. İlkçağ’da artık iyice bilinen sabun, ancak 1850′den itibaren sanayide büyük ölçüde üretilmeğe başladı ve gerçek anlamıyla kullanılabilir oldu.

Piyasada kalıp dediğimiz küçük parçalar halinde sunulan tuvalet sabunlarından başka, ev işlerinde kullanılmak üzere beyaz veya yeşil sabun; geniş yüzeyleri temizlemek üzere Arap sabunu; nazik çamaşırların yıkanmasında kullanılan toz deterjanlar ve onlara oranla daha yumuşak toz sabun da vardır. Son yenilik: yoğunluğu suyun yoğunluğundan az olan yüzer sabundur. Dolayısıyla, bu sabunu, banyoya düştüğü zaman yitirmek tehlikesi yoktur.


Wikipedia bilgisi: Sabun, temizlemede kullanılan maddelerden bir kısmına verilen genel ad. Sabunun temizleyici etkisi, suyu çeken ince bir tabaka ile yağ parçacıklarını sarabilme yeteneğinden doğar.

Evlerde kullanılan sabunlar, doğada bulunan bitkisel ve hayvani yağlardan elde edilen yağ asitlerinin tuzlarıdır. Serbest halde bulunan karboksilli asitlerden de çeşitli sabunlar yapılabilir. Sentetik temizleme maddelerinin kullanıldığı 1930 senesinden itibaren aynı manada kullanılan sabun ve deterjan kavramları birbirinden ayrılmıştır.

Sabunun tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Pompei’deki lav örtüsü altında kalan toprakta sabun kalıpları bulunmuştur. Modern sabun imali, 19. yüzyılda Fransız kimyageri, Eugène Chevreul’ün sabunun bir yağ asidi tuzu olduğunu göstermesinden sonra gelişmiştir.

Sabun, temizleme maksadı yanında kozmetik, losyon, krem, sprey, ilaç yapımında kullanılır. Endüstride boya, plastik döküm, metal çekme işlerinde, sentetik kauçuk ve plastiklerin birçok türünün imalatında, su geçirmez tekstil üretiminde, metallerin paslanmasını önleyici yardımcı malzeme olarak birçok alanda kullanılır.

Sabunun özellikleri

Sabun yüzey aktif bir maddedir. Su veya organik maddelerde çözündüğü vakit bu sıvıların yüzey gerilmelerini azaltır ve sıvı içerisindeki maddeleri yüzer vaziyete getirir. Mesela sabunlu suyla eller yıkandığında, kirler sabun molekülleri etkisiyle gevşer ve su içinde yüzmeye başlar, akan su ise bu kirleri elden uzaklaştırır. Magnezyum ve kalsiyum tuzları yönünden zengin olan sert sularla yapılan yıkanmalarda sabunun asit kökü bu iyonlarla çözünmeyen tuzlar meydana getirerek çöker. Sudaki sertliğe sebep olan iyonların hepsinin bu şekilde çöktürülmesinden sonra köpük dolayısıyla temizleme işlemi başlamış olur.

Sabun kullanılma amacına göre imal edilir. Genel olarak suda çözünebilen ve çözünmeyen olmak üzere iki sabun cinsi vardır. Suda çözünebilenler, yağ asitlerinin sodyum veya potasyum tuzudurlar. Bunlar genel temizlik maksadıyla kullanılırlar. Suda çözünmeyen sabunlara sert sabun denir ki, bunlar alüminyum, kalsiyum, magnezyum, baryum, lityum, çinko, kurşun, kobalt ve bakır gibi katyonları ihtiva eden yağ asidi tuzlarıdır. Suda çözünmediği halde, organik sıvıların içinde çözünebilirler. Sabun, yağlama, organik jelatin vasıtası, organik reaksiyon katalizörü ve vinil plastiklerinin dengeye getirilmesinde kullanılır.

Sabunun bileşimi

Sabun yapımında kullanılan monokarboksilli asitlerden en önemlileri, doğada serbest olarak bulunan 12, 14, 16 veya 18 karbon atomu ihtiva eden yağ asitleridir. Bu yağ asitleri, yağlarda gliserinleştirilmiş olarak bulunur. Sabun yapımında en çok kullanılan yağ cinsleri hayvanlardan elde edilen iç yağlar, pamuk yağı, hidrojenlenmiş bitki yağları, balık yağı vs.’dir. İç yağlar, hidrojenlenmiş yağlar ve balina yağından yapılan sabunlar katı ve suya dayanıklıdır. Hindistancevizi yağı ihtiva eden yağlardan yapılan sabunlar suda kolay çözünür ve bol köpük yapar. Sodyum stearat oldukça sert sabun olup, küçük köpüklüdür. Köpükleri de oldukça kararlıdır. Traş sabunları bu türdendir. Köpüklerin küçük ve sık olması sakalları bir arada tutarak traşın kolay olmasını sağlar. Suda çözünebilirliğini arttırmak için, sodyum stearata potasyum stearat da ilave edilir. Sert sodyum stearat sabunu, 60-100 derece arasında sıcak suda iyi temizleyicidir. Sodyum stearat kozmetik, krem, losyon ve buna benzer maksatlarla da kullanılır. Suda kolay çözünebilen ve düşük su sıcaklıklarında da temizleme gücü büyük olan ve mayi sabun olarak bilinen yumuşak sabun yağ asitlerinin tuzudur.

Evde sabun imali

Kaliteli banyo ve el sabununu evde yapmak mümkündür. Evde biriken yağ, iç yağ, kuyruk yağı veya bunların karışımı sabun yapılarak değerlendirilebilir. Bu maksatla evvela yağ kaynatılarak süzülür ve 40 dereceye kadar soğutulur. Kostik soda, su ile karıştırılıp kaynatılarak 25 dereceye kadar soğutulduktan sonra, bu iki sıvı ağır ağır birbirine karıştırılır. Karışım tahtadan kalıplara dökülerek sabun elde edilir. Bu sabunun bileşimi 0,4 kg kostik soda (NaOH), 1,2 litre su ve 2,7 kg yağdır.

Deniz Taşıtlarını kimler bulmuştur?

Kara taşıtlarından, henüz hiç sözünü etmediğimiz deniz ulaşımına geçelim. Daha önce anlatılmamasının nedeni, Yunanlıların ve onlardan öncekilerin su üstü ulaşımında geri olmaları değildir; Cilâlı Taş Çağı’nda bile su üstü ulaşımı bilinmekte ve uygulanmaktaydı. Hatta geminin arabadan önce icat edilmiş olması da olağandır. Öyle ya, ağaç kütüğünü oyarak basit bir kayık yapmak, dingil ve tekerleği gerektiren arabanın icadından daha kolay değil midir? Hatta gemiciliğin, suyollarının karayollarından daha kısa ve kullanışlı olduğunun fark edildiği günden başlayarak gelişmiş olduğunu kabul etmek, daha akla yakındır. Güzel bir yaz günü, körfezin karşı kıyısına geçmek için kestirmeden denizi aşmak varken, tepeleri ve koruları aşarak karayolundan gitmek zorunda kalırsak, buna hangimiz üzülmeyiz?

Geminin icadını şu ya da bu halka mal etmekten kaçınmamız yerinde olur. Gemi yolculuğunun, ta ilk zamanlardan beri dünyanın her yanında uygulandığını kesin olarak kabul etmeliyiz. Yunan gemiciliğine öteki ülkelerdekinden (sözgelişi, Çinlilerden ve İskandinavlardan) fazla önem verişimiz. Yunanlı gemicilerden birinin adının “Ulysse” (Odusseus) oluşundan ve Homeros adlı ünlü şairin onu ölümsüzlüğe kavuşturmasındandır

Gerçektende, ilk klasik gemiciyi gözümüzde canlandırmamıza imkân veren Homeros’tur. Şair, kahramanını: “Kabaca işlenmiş birkaç ağaç kütüğüne hayatını emanet etmiş ve dalgalara meydan okuyan bir yiğit,” diye tanımlar. Klasik bir tanım, ama onu ta tarih öncesine kadar, çok gerilere götürmemiz gerekir, işte o zaman, M.Ö. III.-II. binde bile nasıl olumlu bir gelişmeye ulaşıldığını anlarız.

Daha iyisi, Louvre’a bir gidelim ve Mısır kayıklarının resimlerini gözden geçirelim. Bunlar, birkaç çift kürekçinin çektiği uçları kıvrık gondollardır. Yön, dümenle belirlenmekte, dümenci pupada oturarak gondola belirli açılar vermektedir. Daha büyük hacimdeki gemilerde, dümen yerine çark kanadı kullanılmaktaydı. Çark kanadının görevi, artık teknenin ekseni üzerinde değişik eğriler vermek değil, bir bağlama sistemiyle dikey tutturulduğundan, mili çevresinde dönme hareketi sağlamaktı. Bu haliyle, gerçek bir dümenin ilkel şekline varmış oluyorlardı; ama daha da ileriye gidemeyeceklerdi. Çünkü dümen için menteşe şarttı ve henüz bilinmiyordu bu.

Fenikeliler, Mısır “Gondol”larını geliştirdiler, uzattılar. Bunların iki uçları, ön ve arka kasara (geminin baş ve kıç tarafında ,asıl güverteden yüksek olan kısa güverte.) biçimini aldı, boyu yirmi metreyi, su iç derinliği de iki metreyi buldu. Sanayici, tüccar, armatör ve korsan bir halk olan Fenikeliler, Akdeniz’deki üstünlüklerini bu gemiler sayesinde kurdular. Hatta Karadeniz’e ve Atlas okyanusuna çıktılar.

Bu sürekli yolculuklar, onları mevsime göre değişen rüzgârları incelemeye ve -pusula bilinmediğinden- yıldızlara bakarak yön bulma yöntemini keşfetmeye götürdü. Gemiciliğin ilk kurallarını da belirleyerek edindikleri bilgileri derlediler. Bu kurallar, derme çatma sayılmasalar gerekti; çünkü Firavun Nekao, M.Ö. 600 yılında bunlara dayanarak Afrika’nın çevresini dolaşmış ve Bartolomeo Diaz’dan yirmi yüzyıl önce Ümit burnunu aşmayı başarmıştı.

Şimdi bu dönemi geçip üç dört yüzyıl ileriye giderek Yunan tarihinin altın çağında Atina’nın limanı Pire’yi ziyaret edelim: Rıhtımına 40 metre uzunluğunda 300-400 tonajlık gemiler yanaşmış. Bunlar, pupadaki çift kat kürekle idare edilmekte ve yelkenle hareket etmekteler Donatımı, son derece basit: Hepsi de yatay birer serene bağlanmış tek kare yelken taşıyor. Kaldı ki, direk çarmıhlara dik tutulduğundan, kaptan sadece pupadan ya da gerektiğinde, yan-arkadan esen rüzgârla yol alabilir. Başka bir gidişin gemiyi alabora etmesi işten bile değildir.

Ancak, savaş gemilerinin bu çeşit sınırlandırmalarla engellenmesine imkân yoktu elbet. Bu nedenle, savaş donanması, su altı derinliği 3.50 metre olan üç sıra kürekli kadırgalardan meydana getirilirdi. Yelkenden başka sayıları bazen üç yüze varan kürekçiler de bulunurdu: Sıkı bir disiplinle idare edilişi, ayrıca pruvaya (geminin ön tarafına) eklenen madeni mahmuz, bu gemileri korkunç savaş araçları haline getirmekteydi. Buna son şeklini almış olan çapayı ve istenen yerde durmayı sağlayan dikey demiri, çipo’yu da eklemek gerekir.

Ancak bu tekneler, İskenderiye’nin sonraları denize indireceği kocaman gemilerin yanında neydi ki? Karınca yuvası gibi kaynayan Siraküza limanındaki şu göz kamaştırıcı gemiye bir bakın hele: II. Hieron’un komutasındaki bu gemi, Korintli Arşias’ın tersanelerinde inşa edilmiş. 5.000 tonajlık hacmi var ve 3.900 ton tutarında mal taşıyabiliyor. Yolcular, özel kamaralarında kalıyor ve lüks salonlarda vakit geçiriyorlar. İskenderiye-Siraküza yolunu, altı günde alabilen bu dev gemide 600 tayfa hizmet ediyor, 300 asker de onlara eşlik ediyor.

Birkaç yüzyıl atlayarak. Roma egemenliğinin en parlak cağında 6 kilometrelik rıhtımı, 112 hektarlık havuzlarıyla Akdeniz ticaretini Roma’ya bağlayan Ostia limanına gidelim. Kalyonları, Ben Hut’un ünlü üç sıra kadırgalarını ve Arşimet’ten bu yana pek önemli bir gelişme göstermemiş olmakla birlikte 200 yolcu ve 3.400 hektolitre buğday taşıyabilecek kapasitedeki kabotaj (bir ülkenin iskele ya da limanlan arasında işleyen gemiler; bu gemileri işletme işi.) gemilerini selâmlayalım. Bunlar İskenderiye den Roma’ya sadece on günde gidiyor… Romalılar, rüzgârları iyi tanıdıklarından, yolculuklarını Hint okyanusuna; oradan da kervanlarla Çin’e kadar uzatabiliyorlar.

DENİZ VE IRMAK GEMİCİLİĞİ

Kristof Kolomb zamanındaki, 1.600 tonajlık, 1.200 kişiyle 200 top taşıyan yelkenliler ve 100-200 tonajlık küçük gemiler de gelişmişti. XIII. Louis 70 metre uzunluğunda, 15 metre genişliğinde, 72 top taşıyan ve 15.000 metre kare yelkenleri olan bir gemiyi 1638′de denize indirdi. XIV. Louis zamanında, özellikle Fransız ve Hollandalılar sayesinde düzenli yolcu seferleri başladı. Gemilerin uzunluğu hâlâ 60 metreyi geçmiyordu, ama denge sağlayıcı yan omurgaları, bir kablo aracılığıyla idare edilen çember dümeni ve mükemmel manevra kabiliyeti sağlayan sayısız kare yelkenleri vardı. Kat kat uzanan güvertelerdeki namlular, düşmana 500-600 metre yaklaşınca ateşe başlarlardı.

1624 yıllarında bir Hollandalı fizikçi, elips biçiminde keresteden yapılmış ilk denizaltıyı suya indirmişti. Yukarı aşağı işleyebilen küreklerle yol alan bu gemi, Westminster’den Greenwich’e doğru dört metre derinlikte, iki mil kadar ilerleyebilmişti.

Gemiciliğe paralel olarak limanlar da gelişmekteydi. Gemilerin limanlara girişini güvenliğe almak için kıyı dalgakıranları inşa etmek, karaya yanaşabilmeleri için havuzları derinleştirmek ve yüklerini boşaltabilmek için rıhtımları uzatmak gerekiyordu. Hamburg, Amsterdam, Le Havre, Liverpool, Nantes, Bordeau,Lisbon gibi deniz limanları durmadan büyüyor, Anvers, Londra gibi ırmak limanları gelişiyordu.

Suyolunun avantajları uzun zamandan beri bilinmekteydi. Ticaret trafiğinin gerektirdiği, tarifelere göre düzenli işleyişe en iyi suyolu karşılık verebiliyordu. Üstelik itici güç burada, karayollarından daha yüksek verim sağlıyordu. Tonlarca yükün dağları ve vadileri aşması için kaç beygire ihtiyaç vardır? Oysa, bunlar küçük bir mavnaya yüklendikten sonra, kıyıdan tek bir beygirle çekilebiliyordu. Akarsuyun bu işe uygun olmadığı yerlerde de kanallar açmak zorunlu oluyordu. Venedik’in olağanüstü gelişmesi ve önemi, sahip olduğu kanal şebekeleri sayesinde Batı Avrupa ile doğu ülkeleri arasında bağlantı sağlayabilmesinden ileri gelmiyor muydu? Bunu, daha sonra. Kuzey ve Orta Avrupa ile Amerika arasında, Amsterdam yapmaya başladı.

İtalya, Rönesans’ta uygarlığın öncülüğünü yapmıştı; araştırmacıların zekâlarını kanal tekniği yönünde de işletmeleri beklenirdi. Lombardiya, arklarla sulama sistemini XI. yüzyılda uyguladı. XII. yüzyılda Tessin’in, XIII. yüzyılda da Adda’nın yatağını değiştirmeyi başardılar. Su işleri tekniği yaygınlaşıyordu. Hollanda ve Fransa ilk tasarılarını hazırladılar. XV. yüzyılda Seine’de Eure’den Troyes’a kadar gemiler işlemeye başladı. XVI. yüzyılda, Fransız mühendisi Adam de Craponne (1527-1576), Ourance ile Rhone sularını birleştiren bir kanal yaptı.

Mühendis Domenico kardeşlerin (XV. yüzyıl) geliştirdiği ‘çifte kapılı tasfiye havuzu’ en son mükemmelliğine erişti. IV. Henri 1604′te Briare’da kanal şantiyeleri açtırdı. Bu iş, Tourslu mühendis Hugues Crosnier’ye verildi ve 1642′de işletmeye açıldı. Kralın bir suikasta kurban gitmesi, iç kargaşalıklar ve savaşlar nedeniyle bu iş oldukça uzamıştı. Bununla birlikte resmi makamlar ve mühendisler heyecan yaratan bir proje hazırladıkları için çalışmalar sürdürülmüştü. Proje, Okyanus’la Akdeniz’i bir kanalla birleştirmekti ama, bu yüce kişiler, hiç bir şey gerçekleştiremediler. Uygulanabilir bir planı sonunda Languedodu basit bir vergi memuru olan Pierre-Paul Riquet (1604-1608) teklif etti ve Colbert’in de desteğiyle 1667′de ilk kazmayı vurdu. Eserinin sona erdiğini (1681) görmenin kıvancına erişemediyse de, Riquet’in onur verici bir işi başardığı tartışmasız kabul edildi.

Bu çağda Hollanda’da iç suyolları gemiciliğinde büyük gelişmeler görülmüştü. Sanayi ve tarım merkezleri, mavna seferleriyle birbirlerine bağlanmıştı. Sözgelişi Delft ile Rotterdam arasında en az on altı tekne işlemekteydi. Bu ulaşım araçlarının düzenliliğinden suyolunda sarsıntı olmadığı için rahatlığından ve ucuzluğundan ötürü, insanlar, âdeta eşyalara imreniyorlardı… Çünkü bunlar ırmaklar boyunca keyifli keyifli giderlerken, insanların, yoldan başka her şeye benzeyen, atların ayaklarını ya da arabaların dingillerini kırdıkları şoselerde eziyetli yolculuklara mahkûm edilmeleri haksızlık değildi de neydi? Bu nedenle de XV. yüzyıldan başlayarak insanların da suyoluyla taşınması tasarlandı. Bu girişimler, XVII. yüzyılda resmiliğe büründü ve suyoluyla düzenli şekilde insan taşıma işi ancak o zaman gerçekleştirilebildi. Böylece “su arabaları”, kara arabalarıyla ciddi bir rekabete başladı.

Su arabaları, Fransa’da 1625′te Paris-Tours arasında işlemeye konuldu. Bunu Auxerre, Lyon, Nantes “hatları” izledi. Yolculuk uzun sürüyordu, ama en az üç kat daha ucuz ve kara taşıtlarıyla kıyaslanamayacak kadar da rahattı. Yolcu taşıyan şık ve süslü vapurlarda yolculara ayrılan bölümlere, manzarayı seyredebilmeleri için baştan başa cam takılmıştı.

Takvimi bulan kimdir?

Zaman bölümleme sistemi. Yılın günlerini gösteren cetvel.

» 12 Hayvanlı Türk Takvimi

» Gregoryen Takvimi

» Güneş Takvimi

» Miladi Takvim

» Rumî Takvim

» Hicri Takvim

Geçen zamanı ölçmek için, hareketleri düzenli olan ve kolaylıkla gözlemlenebilen iki yıldızdan yararlanılır: bunlardan biri Ay, öteki Güneş’tir. Ay’ın 29,5 günde bir tekrarlanan ve l yılda 12 evreden oluşan bir hareketi vardır. Güneş ise, mevsimlere göre değişen bir yüksekliğe ulaşır ve hareketini 365 gün 6 saatte tamamlar. Bu nedenle de ay ve güneş takvimleri yapılmıştır.

Ay takviminde, Ay’ın evrelerini izleyen 29 ve 30 günlük almaşık 12 ay vardır; bu 12 ay, 354 günlük bir ay yılı oluşturur. Ancak bu yıl mevsimlerin ritmine uymaz (11 gün kısa). Güneş takviminde ise yıl, tersine, mevsimlerin ritmini izler, ancak aylar (30 ya da 31 günlük), Ay’ın evrelerine denk düşmez (l gün fazla).


JÜLYEN TAKVİMİ

M.Ö. 46′da Julius Sezar, astronomları, Güneş‘in hareketine tam anlamıyla uyabilen bir takvim yapmakla görevlendirdi. Güneş yılı işte o zaman 365 gün 6 saat olarak hesaplandı. «Jülyen» adı verilen bu takvim bu nedenle 365 günden, 4 yılda bir de 366 günden (artık yıl) oluşur.

Ancak bu takvim tam anlamıyla kusursuz bir takvim değildir. Yer, Güneş çevresindeki dolanımını 365 gün 5 saat 48 dakika ve 46 saniyede tamamlar. Şu halde Jülyen takvimi 11 dakika 14 saniye kadar uzundur. Bu fark ilk bakışta önemsiz gibi görünürse de her yıl tekrarlanınca 100 yılda 18 saatlik, 400 yılda da 3 günlük bir farka yol açar.

GREGORYEN TAKVİMİ (TAKVİMİ GARBİ)

XVI. yy. da, aradaki bu fark 10 güne ulaşmıştı (ilkbahar 21 yerine 11 martta başlıyordu). İşte bu nedenle papa Gregorius XIII, bu hatayı düzeltmek için 4 ekim 1582′den sonraki günün 15 ekim 1582 olmasına karar verdi. Ayrıca bu farkın yeniden oluşmasını önlemek için artık yılların dört yılda bir tekrarlanmasına karar verildi. Artık yıllar 00 ile biten yıllar dışındakilerdi. Böyle yıllar da 400′e bölünebilirlerse artık olabilirdi. Sözgelimi 1600 artık yıldı, 2000 de artık yıl olacaktır; ancak, 1700, 1800, 1900 yıllar artık sayılmadı. 400 yıldaki 3 günlük hata da böylece giderilmiş oldu. «Gregoryen» diye bilinen bu takvim bugün bütün dünyada kullanılmaktadır.

Yılın on iki ayı ve bu ayların gün sayısı şöyledir: ocak (31), şubat (28 veya 29), mart (31), nisan (30), mayıs (31), haziran (30), temmuz (31), ağustos (31), eylül (30), ekim (31), kasım (30), aralık (31). Yıl, her biri kavuşum ayının dörtte birine denk 52 haftaya bölünmüştür.

DİĞER TAKVİMLER

Birçok toplum resmî olarak Gregoryen takvimini kullanıyorsa da, dinî tarihler için daha eski ve geleneksel bir takvimden yararlanılır. Sözgelimi Müslümanların bir ay takvimi vardır; şu halde Müslüman takvimi yılı, Hıristiyan takviminin yılından 11 gün eksiktir. Müslüman takviminin birinci yılının ilk günü 16 temmuz 622′ye tekabül eder. O tarihte Hz. Muhammet Mekke’den Medine’ye Hicret etmiştir. Museviler ise, M.S. IV. yy.da, ayları (30 ve 29 günlük) Ay’ın hareketine göre hesaplanmış bir takvimi kullanmağa başladılar. 12 ay 354 gün tuttuğu için bu takvime zaman zaman bir 13′üncü ay eklenir.

TÜRK TAKVİMLERİ

Türkler İslâm dinini kabul etmeden önce, güneş yılına dayanan ve yılları sayıyla değil de hayvan adlarıyla belirtilen bir takvim kullanırlardı (on iki hayvanlı takvim). İslâmlığın kabulünden sonra hicrî-kamerî denen Müslüman takvimini (alaturka takvim de denir) benimsediler. Sonra Osmanlılarda Mahmut I zamanında hicrî takvimle birlikte rumî takvim de kullanılmağa başladı. Malî veya hicrî-şemsî takvim de denen bu takvim gene Hicret’ten başlatılıyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nde bunların hepsi bırakılarak Gregoryen esasına uygun miladî takvim benimsendi (26 aralık 1925).

Kağıt ve Basımı kim bulmuştur?

Ortaçağ, tekniğin doğuş çağıdır: Doğum uzun, güç ve acılı olmakla birlikte, sonları yaklaştıkça gelecek çağların uygarlığının temelini kuracak, en önemli üç icadın gerçekleştirildiğini görüyoruz. Bunlar, ortaçağın uygarlığa başlıca katkıları ve önemli çıkış noktaları olmuştur. Bu noktalardan yapılan üç atılım, toplumu modern çağın eşiğine getirivermiştir.

Bu icatlardan birincisi, baskı dır. Gutenberg’den önce hazırlanmış bir kitaba bakarsak bu icadın önemini daha iyi kavrayabiliriz: Madenden, deriden ya da tahtadan yapılma iki levhanın arasına sıkıştırılmış kocaman bir şey… İçinde, papazların aylarca çalışarak, büyük bir sabır ve sanatla meydana getirdikleri bir teoloji ya da metafizik eserinin kopyası var. Görülüyor ki, kitap, o çağlarda pahalı bir lüks eşyasıdır. En büyük kitaplıklarda bile birkaç yüzden fazlasını bulmak imkânsızdır. Bunlardan birini Tıp Fakültesinden ödünç almak isteyen Kral XI. Louis bile gümüşlerini rehin bırakmak zorunda kalmıştı.

XIV. yüzyılın sonlarında, ansızın ortaya “Kylographie”ler çıkıverdi. Bunlar, üzerlerine desenler oyulmuş tahtadan levhalardır ve bu desenlerden birçok sayıda basılabilmektedir. Kaynağı ta uzaklarda, Çin’de olan, bu oyma desenli basma resimlerin bazıları 947 yılından günümüze kadar kalmıştır. Konu, titizlikle düzleştirilmiş bir levhaya işleniyor; sonra desen ya da yazının çevresindeki tahta çelik kalemle oyuluyor ve geriye kalan kabartma kısımlar iyice mürekkeplenip kağıda basılıyordu.

‘Bu tekniği Avrupa’ya getirenlerin Türkler ya da Ruslar olduğu sanılıyor. XV. yüzyılın başlarında, iyice yaygınlaşan bu yöntemle bir yandan kutsal resimlerin bolca dağılması sağlanırken öte yandan da oyun kâğıtları basılıyordu. Oyun kâğıtlarının kaynağı Hindistan olsa gerektir; bunlar, Avrupa’da görünür görünmez kumarbaz kitlesini hemen sarmıştı. Bunlar, tahta gravürlerle basımı sayesinde bollaşırca, fiyatları da büyük ölçüde düştü. Zamanla bu kâğıtların tek levhayla değil de, biri resmi, öteki yanındaki yazıları taşıyan iki levha kullanılarak basılması düşünüldü. Sonra yazıların satırlara, daha sonra da harflere bölünmesi akıl edildi. Bütün bu olgular zincirleme olarak birbirini izler yani birinden ötekine kolay geçilir sanılmamak; çünkü sadece hurufatı (basım harflerini) icat etmek yetmez, bunları çabuk basmayı sağlayacak sistemi de kurmak gerekir.

Baskının temel bulgusu olan hurufatın 1423′te gerçekleştirildiği, mucidinin de kilise adamlarından ve çağının en önemli “kylografi” basımevlerinden birinin sahibi Coster (1370-1440) olduğu sanılıyor. Tahtaya harfleri ilk oyan ve bunları kelimeler ve cümleler yapmak üzere bitiştiren de Coster olsa gerektir. 1440′dan çok önce bu yolla birçok kitaplarla Donatus’un “Latin Grameri”ni dizmiş ve basmıştır. Sanıldığına göre, gelecek kuşakların Gutenberg adiyle tanıyacakları Jean Gensfleich da onun çırakları arasındaydı. 1400′de Mayence’de doğan ve bir yargıcın oğlu olan Gutenberg, ailesinin yoksul düşmesi üzerine bir zanaata girmek zorunda kalınca kuyumculuğu seçmişti. Ama kısa süre sonra politikaya fazlaca karıştığından, ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Bir ara Coster’in yanında çalışmış olduğu ve baskının toplum hayatında büyük bir devrim açacağını, o çağlarda sezdiği, kuşku götürmez.

Gutenberg’i 1443-1444 yılları arasında Strasbourg’da görüyoruz. Harfleri tahtadan değil, dökümle meydana getiriyor; bir yandan da ketenyağı ve is karasıyla ilk baskı örneklerini hazırlıyordu. 1448′de, icadından yararlanmak ve para kazanmak üzere Mayence’e döndü. İki yıl sonra, zengin bir burjuvadan gerekli para yardımını sağlayarak Pierre Schaeffer’le birlikte işe koyuldu.

Böylece baskı tekniği doğmuş oluyordu. Mayence’deki küçük atölyede kurşun ve antimon bileşimi kullanılmaktaydı. Bundan böyle de dünyanın bütün dökümcüleri hurufat imalinde bu bileşimi kullanacaklardır. O dönemde el presiyle sayfanın iki yanına birden basılıyordu. Mizanpaj yönünden de belirli bir ilerleme görülmüştü.

Uzman tarihçiler, Gutenberg’in ilk bastığı eserin bir astronomi takvimi olduğunu kabul ederler (1447). Bastıklarının en tanınmışı, yalnız on iki tanesi günümüze kadar gelen, iki sütun 36 satır ve 1282 sayfalık “İncil”dir.

Gutenberg, 1467 ya da 1468′de öldüğünde, icadı baş döndürücü bir hızla yayılmaktaydı. Önce İtalya’yı fethetti; 1464′de Roma yakınındaki Subiaco’da; 1470′de de Roma’da ilk basımevleri kuruldu. 1469′da onu Paris’le Fransa izledi. Budapeşte ilk basımevine 1473′te, Oxford 1479′da kavuştular. Yüzyılın sonlarına doğru sayısız Avrupa şehirlerindeki atölyelerde her boyutta sayısız “İncil” basılmaktaydı.

İcat, tanıtılmış, kabul ettirilmişti; iş, bunu mükemmelleştirmeye kalıyordu. Büyük basımcılar sırayla sahneye girmeye başladılar: 1490′da Aide Manuce, Venedik’te 1504′te Henri Estienne, Paris’te; 1555′te Christophe Plantin Anvers’de; 1587′de Louis Elzevir, Leyde’de… Ancak Gutenberg’in kullandığı “gotik” harfler yerine 1464′te “romen” harfleri; 1500′de de “italik”ler kullanılmaya başlandı.

Bu büyük icadın paha biçilmez sonuçlarını sayıp dökmeye gerek var mı? İlk ağızda felsefe eserleri ve kutsal kitaplar yayımlanmış; ucuzluğu ve küçük hacmi yüzünden herkesin kitap sahibi olabilmesi, böylece her düzeyde ve zekâda insanın okuyabilmesi, eleştirebilmesi sağlanmıştı. Bu, insanı doruğa yükseltme amacını güden kendine özgü bir uygarlığın hareket noktası oldu.

KÂĞIT

Basım tekniği, cahillikle mücadelede ve uygarlık yolunda ilerlemede eşsiz bir silah oldu. Gutenberg’den kırk yıl sonra, Nurenberg’de yirmi dört preslik, yüz işçinin ve ayrıca ‘musahhih’lerle ciltçilerin çalıştığı bir basımevi kuruldu. Ancak, yeterli miktarda kâğıtla desteklenmemiş olsaydı, bu basımevi kurulamaz ya da devam edemezdi.

Az önce sözünü ettiğimiz ikinci büyük ilerleme, “kâğıt” tır. Kâğıt da Çin’den geliyordu ve yeni bir icat değildi.

Eskilerin yazı gereci olarak değişik maddeler denemiş olduklarını biliyoruz. Mısırlılar “Papirüs” adını verdikleri bir tür kamışın gövdesini kurdele gibi kesmişler; bunları bizim kontrplakları yapıştırdığımız gibi yapıştırarak uzun bantlar meydana getirmişler ve üzerlerine hiyeroglif (resim yazısı) yazmışlardı. Mezopotamyalılar da, kil tabletlerden yararlanırlar, bunların üzerine çivi yazısı yazarlardı. Çinliler, yazıya önce tahta levhaları oyarak başladılarsa da giderek kalemi bırakıp fırçayı tercih ettiler. Sonra, sanatçılara özgü bir incelikle ipekli kumaşlar üzerine “ideogram”lar (bir fikri harflerle değil resim ya da o düşünceyle ilgili işaretlerle yazma sistemi, ideograf: Bu resim ya da işaretlerden, biri.) çizmeye başladılar.

Çinlileri yazmak için başka bir madde aramaya yönelten, kullandıkları maddenin çok pahalı oluşuydu her halde. Öte yandan Uzak Doğu keçenin de vatanıdır ve keçe yapımı kumaştan önce başlamıştır, öyle ki, üstünde fırçayla yazı yazılmasına elverişli bir çeşit keçe imal etmeyi düşünmelerine şaşmamak gerekir. Görevine “Tarım Bakanlığı” diyebileceğimiz Tsay-Lun, 105 yılında bu alandaki araştırmalar” geniş çapta destekledi. İpek kalıntılarını lime lime ettirip suda bıraktırdı. Böylece, bir tür hamur elde edildi. Sonra bu sulu hamur, sepetten yapılmış bir kalburun içine konulup süzüldü. Kalburda kalan lifli madde, kâğıttı.

Tsay-Lun çalışmaları sürdürdü ve daha ucuz bir hammadde, sözgelişi bambu ya da incir ağacı denenmeye başlandı; kalbur da geliştirildi. Denemelerin gizli tutulması emredilmiş olmakla birlikte, bu teknik kısa sürede duyuldu. Bunun üzerine 751′de Çinli kâğıt işçileri tutuklanıp Semerkant’a sürgün edilince, orada hammaddesi keten ya da kenevir olan kâğıt imal etmeye başladılar. Bir çeyrek yüzyıl sonra, kâğıt tekniğinin sırrı Bağdat’ın, sonra da Şam’ın yolunu tuttu ve buralarda da kâğıt fabrikaları kuruldu. Araplar yoluyla yayılarak Fas’a ve 1145′te İspanya’ya vardı. Fransa’da ilk “kâğıt değirmeni” 1190′da Herault’da dönmeye başladı. Bunu ırmak boylarında (Auvergne, Troyes, Floransa) başka değirmenler izledi.

Avrupalılar, bu alanda büyük yenilikler getirdiler. Hamurlarını tahtadan değil, keten ve pamuklu kumaşları parça parça ederek elde ediyorlardı. Yazılarını fırçayla değil, kaz tüyüyle yazdıklarından, elde edilen kâğıdı -direncini çoğaltmak için- jelatine batırıyorlardı. Bir direnç sayesinde, Gutenberg maden hurufat pres kullanabilmişti.

Tabii kâğıt, hayvan derisinden yapılan ve çok pahalı olan parşömeni (bu kelime Bergama şehrinin adından gelmektedir. “Tirşe”de denilir. Bugünkü “parşömen kâğıdı” ile karıştırılmamalıdır.) hemen gözden düşürdü. Yeni sanayi, basımın yaygınlaşmasıyla ilerledi. Hem öylesine ilerledi ki, kısa zaman sonra hammadde sıkıntısı çekilmeye başlandı. Yün işe yaramadığından, mısır kutnusuna (öbür adı “dimi”. Sıkı dokunmuş bir çeşit pamuk bez.) başvurmak gerekti. Ancak öte yandan halkın bir kısmı zenginleştiğinden, çamaşır ihtiyacı da artmış; bu yüzden pamuklu kumaşta da büyük imalât artışı olmuştu. Moda, bilimin yaygınlaşmasına hizmet ediyordu…


Wikipedia Bilgisi: Kâğıt, hamur haline getirilmiş, çeşitli nebati (bitkisel) maddelerden yapılan, üzerine yazı yazılan, ince, kuru yaprak. İnce bitki liflerinin keçeleşmesi ile meydana gelen bugünkü kağıdın ilk olarak M.S. 1. yüzyılda Çin’de yapıldığı sanılmaktadır.

İnsanoğlunun hayatının bir parçası olan yazı, daha önceleri, düz konik, taş ve ağaç gövdeleri ile killi topraktan yapılmış yazı levhaları üzerine yazılmaktaydı.

Kağıdın Tarihçesi

Aslında M.Ö. 4000 yıllarında Mısır’da bulunan Cyperius (papirüs) denilen bitkinin sapı uygun boyutlarda kesilip bir tahta üzerine dizilip, sulu vaziyette tokmaklanarak bir çeşit kağıt üretilmekdeydi. Yapılışı ve özelliği bakımından bugünkü kağıttan farklı olmakla beraber, kağıt ismi bu papirüs kağıdından kalmıştır.

Papirüsle beraber, çeşitli hayvan derilerinden yapılan pergament (parşumen) kağıdı da tarih boyunca kullanılmıştır. Parşumen, bugün bile kullanılan, yazı yazmaya ve resim yapmaya çok elverişli, uzun ömürlü bir kağıt çeşididir.

Kağıt, ilim ve kültürün yayılıp gelişmesinde çok büyük bir rol oynamıştır.ve ilk para mantığının birşeyler satın alma, değiş tokuş gibi parasal şeylerin başlangıcı olmustur.. Yazma, taşıma ve muhafazasındaki kolaylıklar, herhangi bir yerdeki ilim ve bilginin çok kısa bir zamanda dünyanın her tarafına kolayca yayılmasını temin etmiş, böylece bugünkü medeniyete ulaşılmasının başlıca vasıtalarından birisi olmuştur. Bugünkü dünyada kağıt, en başta gelen sanayi mamüllerinden biridir ve günlük hayatta en çok ihtiyaç duyulan maddelerden biridir. İlmi çalışmalar, eğitim ve öğretim müesseseleri, her türlü basın, yayın faaliyetlerinin yanısıra para basımında, ambalaj işlerinde, mutfakta ve daha pekçok yerde kağıt kullanılmaktadır.

Eskiden kağıt üretimi az yapıldığı için, dünyanın her yerinde kıymetli tutulurdu. Sonradan üretimin bollaşması ve yaygınlaşması ile eski itibarını kaybetti. Ancak son yıllarda kağıt yapımında kullanılan hammaddenin tükenmeye yüz tutması, artan maliyetler ve diğer sebeplerle günden güne kıymetlenmektedir.

Kağıdın kimin tarafından bulunduğu bugün kesin bilinmemektedir. Ancak bugünkü kağıt hamuru ile elde edilen kağıdın ilk modeli milattan sonra 105′te Çin’de Ts’ai Lun adında bir saray görevlisi tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Ts’ai Lun Ağaç kabukları, bez parçaları ve diğer lifli malzemeleri özlü ve yumuşak bir hamur haline gelinceye kadar dövüp, elde ettiği hamuru geniş bir tekne içinde suyla karıştırarak ilk mekanik odun hamurunu elde etti. Daha sonra gözenekli bir kalıbı, hamurun içine daldırılıp yukarıya kaldırıldığında, su gözeneklerden süzülerek aşağıya akıyor, kalıbın yüzeyinde lifli bir tabaka kalıyordu. Bu tabaka kalıp üzerinden alınıp kurutulduğunda ve üzeinden el yapımı silindirlerle ilkel kalenderlemeden sonra kullanıma hazır hale geliyordu.Keşfinden bugüne kadar 2000 yıl geçmiştir. Orta Asya’da yapılan araştırma ve kazılarda, üçüncü ve yedinci yüzyıllar arasında kullanılan kağıtların dut ağacı kabukları, kendir, kenevir ve pamuktan yapılmış olduğu anlaşılmıştır.

Kağıt, Çin’den, Orta Asya’ya oradan da İran’a geçti. 751 senesinde yapılan Talas Meydan Muharebesinden sonra, Çin’den alınan esirlerden kağıt yapımı öğrenildi. Çin’in dışında ilk defa Semerkand’da kağıt yapım merkezi kuruldu.

Yakın Doğuda ilk defa Abbasi hükümdarı Harun Reşid zamanında 754 senesinde Bağdat’ta kurulmuştur. Batı alemi ise Müslümanlardan 400 yıl gibi uzun bir zaman sonra yine Müslümanlar sayesinde kağıdın varlığından haberdar oldular. Bundan sonra Şam, Trablusşam, Yergen ve Mısır’da kağıt fabrikaları kurulmuştur.

Kuzey Afrika’nın Müslümanlar tarafından fethedilmesi ve daha sonra İspanya’ya geçilmesi üzerine, kağıt fabrikaları da oraya taşınmıştır. Müslümanlar tarafından kurulması ve Avrupa’nın ilk kağıt fabrikası olması bakımından bu fabrikalar çok önemlidir.

Böylece Çin’de binlerce yıl önce imalatına başlanan kağıt, zamanla daha yeni metodlarla üretilmiş ve 18. yüzyılda Fransa’da ilk defa kağıt makinası yapılmıştır. Kağıt makinalarında da sürekli olarak teknolojik gelişmelere paralel olarak değişiklikler olmuş ve bugünkü çok motorlu tahrik sistemli, Hamurun kesafet (yoğunluk), sıcaklık, pH, gramaj ve rutubet gibi özelliklerini kontrol altında tutabilen otomatik kağıt makinaları ortaya çıkmıştır.

Türkiye’de kâğıt üretimi

Türkiye’de de dünyadaki gelişmelere paralel olarak kağıt sanayii sürekli bir ilerleme göstermiştir. Osmanlılar, kağıt ihtiyaçlarını doğudan temin ediyorlardı. Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinden,İstanbul’da Bizans’tan kalma bir kağıt fabrikasının, Kağıthane semtinde bulunduğu öğrenilmiştir. Üçüncü Sultan Selim Han zamanında, küçük de olsa bir kağıt fabrikası yapılmış, fakat daha sonra üretimin çok pahalıya mal olması sebebiyle fabrika kapatılmıştır.

İlk kağıt fabrikası 1744 yılında Yalova’da kurulmuştur. İbrahim Müteferrika tarafından ilk Türk matbaasının kurulmasıyla artan kağıt ihtiyacını temin etmek için, Yalova’da kağıt fabrikasının yapılmasına karar verildi. Bu fabrikada birçok cins kağıt imal edildi. Sultan Birinci Mahmud Han bu fabrikadan çok memnun oldu. Kur’an-ı kerim ve diğer İslami kitapları çoğaltmak gayesiyle başka kağıt fabrikalarının da yapılmasını istedi. Fakat su azlığı, su yollarının bozulması ve Avrupa kağıtlarının rekabeti yüzünden, Yalova Kağıt Fabrikası kapandı. Osmanlı Devleti zamanında kurulan uzun ömürlü fabrika Beykoz Kağıt Fabrikasıdır. 1804′te hizmete açılan bu kağıt fabrikasında İngiliz ve Flemenk kağıtları kalitesinde kağıt yapmak istenmiştir. Bilahare dışarıdan kağıt getirmek daha ekonomik olmuş, yabancı devletler kağıtlarını maliyetin altında, zararına Türkiye’ye satmak suretiyle kağıt sanayisi baltalamışlardır. Neticede Beykoz Fabrikası da kapanmıştır.

İzmir Kağıt Fabrikasının temeli ise 1844′te atıldı. Fabrikanın buhar kuvvetiyle çalıştırılması kararlaştırılmıştı. Bu fabrika bir süre devletin kağıt ihtiyacını karşılayabilmiştir. Yine Avrupa’nın çeşitli oyunları neticesinde kapanmaya mahkum olmuştur.

Hamidiye Kâğıt Fabrikası, Osmanlı Devleti döneminde kurulan son kağıt fabrikamızdır. Sultan İkinci Abdülhamid Han, Hamidiye Kağıt Fabrikasını kurmakla Serkarın Osman Beyi vazifelendirmiştir. Fabrikanın yeri olarak Beykoz’da, Kır Mevkii ve Hünkar İskelesi seçilmiştir. Osman Beyin oğlu Ali Cevat Beyin 42 dönümlük yeri de satın alınarak genişletilmiştir. Bu fabrika İstanbul ve Londra’da şubeleri olan Hamidiye Kağıt Fabrikası veya Ottoman Paper Manifacturing Company Limited adıyla kurulan şirket tarafından idare ediliyordu. Şirketin çıkardığı hisse senetleri satılmadı. Masson Scott firması bir müddet bu fabrikayı çalıştırdı. Şirket (Hamidiye Kağıt Fabrikası), borcunu ödemeyince mahkeme kararıyla Masson Scott firmasına devredildi. Bilhahare bu firma da 1912 yılında hisse senetlerini satışa çıkardı. Hamidiye, şirketi tekrar satın aldı. Fakat o sırada Birinci Dünya Savaşı çıkınca İngiliz personeli memleketine döndü. Osmanlı Devletinin savaştan yenik çıkması üzerine galip devletler kağıt fabrikasını dağıttılar.

Cumhuriyet döneminde ilk kâğıt fabrikaları

Cumhuriyet döneminde ilk kâğıt fabrikasının temeli İzmit’te 14 Ağustos 1934′te atıldı ve fabrika 1936 yılında işletmeye açıldı. Bu fabrikaya 1944 yılında ikinci kağıt selüloz fabrikası, 1945′te Klor Alkali Fabrikası ilave edildi. 1954′te de üçüncü kağıt fabrikası kuruldu. 1957′den sonra eski makineler değiştirildi. 1960 yılında dördüncü, 1961′de beşinci kağıt fabrikası kuruldu. 1955 senesine kadar Sümerbank Kağıt ve Karton Fabrikası ismi ile çalıştıktan sonra İzmit Selüloz Sanayii Müessesesi adı verildi. Bilahare, 1955′te çıkarılan bir kanunla Sümerbank’tan ayrılıp Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları İşletmesi Genel Müdürlüğü (SEKA) adı ile iktisadi bir devlet kuruluşu oldu.

SEKA

İzmit’te SEKA’ya bağlı yedi kağıt ve karton fabrikasının yanısıra, Mekanik Odun Hamuru Tesisleri, Oluklu Mukavva, Odun Selülozu Fabrikası, Saman Selülozu Fabrikası, Klor Alkali Fabrikası, kuvvet santralı, su tesisleri ve atölyeler vardır.

SEKA’nın Zonguldak-Çaycuma kuruluşu 1970′te işletmeye açılmıştır. Burada kraft selülozu, kraft kağıdı ve yarı kimyevi selüloz imal edilmektedir. Giresun-Aksu’daki mekanik odun hamuru ve gazete kağıdı tesisi ile 1971′de açılan Muğla-Dalaman’daki tesisler de SEKA’ya bağlıdır. Dalaman’daki tesiste sülfat ve viskoz selülozu, tabii kağıt ve karton imal edilmektedir.

SEKA’ya bağlı diğer tesis ve müesseseler de 1975′ten sonra hizmete açılan Afyon Beyaz Saman Selülozu Tesisi, Balıkesir Selüloz Kağıt Tesisleri. Antalya Kraft Selülozu ve Kraft Kağıdı Tesisleri, Akdeniz (İçel), Kastamonu, Bolu müesseseleridir. 1936 yılında 10.000 ton olan kağıt üretimimiz, 1992 yılında 932.000 tona ulaşmıştır. Bu miktarın yarısını SEKA üretmekte, diğer yarısını da özel sektör üretmektedir.

Kâğıt çeşitleri

Hayatın her safhasında çok çeşitli maksatlarla kullanılan kağıt, ağırlığına (gramajına), kullanılan hamurun cinsine, dolayısıyle yırtılma ve patlama mukavemetine ve buna benzer diğer özelliklerine göre çeşitli sınıflara ayrılabilir. Fakat genel hatları ile şu şekilde tasnif etmek mümkündür:

1. Yazı tabı kâğıtları (1, 2 ve 3. hamur kâğıtlar, ofset kâğıdı, aydınger kâğıdı vb.),
2. Sargılık kâğıtlar,
3. Kraft torba veya çimento torba kâğıdı,
4. Temizlik kâğıtları ve hijyenik kâğıtlar,
5. İnce özel kâğıtlar (sigara kâğıdı vb.),
6. Oluklu mukavva kâğıtları (kraft yüzey kağıdı, atık kağıt yüzey kağıdı, oluklu katı kağıdı),
7. Kartonlar.

Bir başka sınıflandırma ise:

1. Kültürel kâğıtlar,
2. Endüstriyel kâğıtlar şeklinde olabilir.

Kâğıdın hammaddesi

Kâğıdın ana hammaddesi odundur. Kâğıtlık odun, mobilya vs. üretiminde kullanılan odundan düşük, yakacak olarak kullanılan odundan daha yüksek kalite seviyesindedir. Bu odun da, ya iğne yapraklı (çam vb. yumuşak) ağaçlardan veya yapraklı (meşe vb. sert) ağaçlardan elde edilir.

Aslında memleketin orman kaynaklarının tüketiminde kağıt sanayii, orman ürünleri sanayii ve yakacaktan sonra üçüncü sırayı işgal etmekle beraber, ormanın yetişmesinin çok zaman alması dikkate alınırsa, sadece kağıt sanayii bile, ormancılığa gereken önem verilmezse, bir memleketin orman kaynaklarını kısa zamanda tüketebilecektir. Bundan dolayı bütün dünyada kağıt sanayii, odun dışındaki kaynaklara her geçen gün daha süratle yönelmektedir. Bunlar arasında yıllık bitkiler olarak bilinen saman, kamış, kendir-kenevir ile tütün, ayçiçeği vb. bitkilerin sapları sayılabilir. Çok çeşitli olan bu bitkiler arasından şimdiye kadar sadece saman, kamış ve kendir ekonomik kullanım seviyesine erişebilmişlerdir. Genellikle diğerlerinin toplanması ve stoklanması ekonomik gözükmemektedir.

Kâğıtların geri dönüşümü

Diğer önemli bir hammadde eski kağıttır. Eski ve atık kağıtlar, ucuz bir hammadde olarak görünmekteyse de kullanılan baskı mürekkebi ve kağıdın yapısına bağlı olarak mürekkep çıkarma işlemi, özellikle yazı tabı kağıtları yapımında en önemli problemi teşkil etmektedir. Bu kabil eski kağıttan, mürekkebi çıkarılmadan, halen yaygın şekilde kullanılan gri karton üretimi yapılmaktadır.

Yardımcı hammaddeler

Bunlar dolgu maddeleri, boyar maddeler ve kağıdı yapıştırıcı maddeler olarak üç bölümde mütalaa edilebilir:

Dolgu maddeleri, liflerden meydana gelen ve girintili çıkıntılı bir durumda olan kağıt yüzeyine lifler arasındaki boşlukları doldurarak, daha düzgün bir şekil vermek maksadıyla kullanılır. Bunun yanında mürekkebin dağılmasını önleyerek, daha iyi emilmesini sağlar. Kağıdın parlaklığını arttırır. Kağıdın yumuşaklığını da olumlu yönde etkiler.

Diğer yandan lifler arası bağlantıyı zayıflattıklarından kağıdın kopma, yırtılma, çift katlama ve patlama direncini zayıflatırlar. Kağıt makinasına hamur verilirken, eleğin üzerinden akan hamurun üst tarafında daha çok tutunduklarından, kağıtta iki yüzlülük meydana getirebilirler. Kağıdın yapışmasına menfi tesirleri vardır. Kağıt üzerinde zayıf tutunmaları halinde silme sırasında leke ve kirlenmeye, yıpranmaya sebeb olurlar.

Fazla oranda kullanılmaları işletmeci açısından kağıdın maliyetini düşürücü bir unsur olarak görülebilirse de, sayılan mahzurları da dikkate alınarak ancak belirli bir oranda dolgu maddesi kağıt hamuruna ilave olunabilir.

Baryum sülfat, kalsiyum sülfat (CaSO4) vb. dolgu maddeleri içinde daha çok yaygın olarak kaolen (bir çeşit kil) kullanılmaktadır.

Kağıda istenen rengin verilebilmesi için yeterli miktarda boyar madde (sentetik boyalar veya pigmentler) kullanılır.

Çeşitli kağıtların (özellikle baskı, para ve harita kağıtları gibi) su ve mürekkep gibi sıvı maddelere karşı dayanıklı olmaları istenir. Bu maksatla kağıdın iç yapıştırmasını sağlamak için kağıt hamuruna, lifler süspanse haldeyken, önce belli oranda kolofan ilave edilir. Daha sonra kolofanın lifler üzerinde çökmesini sağlamak için şap katılır. Çam ağaçlarından elde edilen reçine, % 80 oranında kolofan ihtiva etmektedir.

Kâğıt yapımı

Kağıt imalatı yapan fabrikaları; kağıt hamuru fabrikaları -bugün selüloz fabrikaları olarak bilinmektedir ve kağıt fabrikaları olarak ikiye ayırmak mümkündür. Ancak bugün kağıt fabrikaları hem kağıt hem de hamur üretimi yapan entegre tesisler olarak kurulmaktadır.

Hamur üretim bölümünde çeşitli metodlarla sözkonusu hammaddelerden kağıt hamuru üretilir. Üretilen hamur ya sulu halde uygun karışımlar ile doğrudan doğruya kağıt makinasına verilir veya suyu alınarak yoğunlaştırılmış halde stoklanır.

Başlıca kağıt hamuru (selüloz) üretim yöntemleri

Mekanik hamur

Genellikle meşe gibi bazı yapraklı ağaçların dışında ağaçlar 1-1,5 m boylarda kesilerek, gerekiyorsa nemlendirildikten sonra, taşlı liflendirici denilen bir makinada liflerine ayrılarak lif su karışımı süspansiyonu elde edilir. Kirlilik yaratacak maddeleri ve büyü kıymıkları ayırmak için muhtelif eleklerden geçirildikten sonra, kağıt makinası hamur hazırlama kısmına veya kesafeti arttırılarak özel havuzlarda depolanır.

Tomrukların makinaya verildiği bölmelerine göre, zinciri veya pistonlu olarak ayrılabilir. Pistonlular ise kendi içinde tek cepli ve çok cepli gibi tasarımları mevcut. Tomruk, basınç uygulanarak dönen bir taşa bastırılır, yaklaşık 1,5 m çapı olan taş suni taştır.

İşlem çok basit olmakla beraber, çıkan hamurun kalitesini kontrol altında tutma zorluğu, işlemin en büyük dezavantajını teşkil etmektedir. Bir ton mekanik hamur üretebilmek için 2,33 m³ kabuğu soyulmuş oduna (verim %98), 10-15 m³ temiz suya ve 800-1500 kWh elektrik enerjisine ihtiyaç vardır. Ayrıca bu hamurla her tür kağıdı üretmek mümkün değildir. Daha çok rengin ve fiziksel direncin daha az önemli olduğu ve hacimliliğin önemli olduğu kağıt türlerinin yapımında kullanılmaktadır.

Rafinör mekanik hamuru

Bu yöntemde de kimyasal madde kullanılmaz, ağaç yongaları diskli rafinörlerde liflerine ayırarak, hamur üretimi yapılmaktadır. Odun, ya tomruk halinde fabrikaya gelmekte ve yongalanmakta veya yongalanmış veya kereste fabrikalarının talaşı olarak gelmekte ve rafinörlere verilmekte.

Hamurun kalitesi taş mekanik hamurdan daha iyi (% 50-% 100) olmakla beraber bu üstünlük % 50 daha fazla elektrik enerjisi harcanarak sağlanır (ton başına 1200-2200 kWh). Buna karşılık, testere talaşı gibi çok daha ucuz odun hammaddesi kullanılabilmektedir.

Termomekanik hamur

Rafinör mekanik hamur usulünden farklı olarak odun yongalarının rafinöre girmeden önce buharla ön işlem uygulayarak yumuşatılmasıdır. Bundan dolayı liflendirme işleminde lifler daha az hasar görerek daha iyi nitelikte bir hamur elde edilebilir.

Kimyasal hamur (selüloz)

Yarı kimyasal hamur üretim yöntemleri olmakla bereber birçok kimyasal hamur üretim yöntemi bulunmaktadır. Bunlardan en yaygın olarak kullanılan sülfat (kraft) yöntemidir.

Sülfat işleminde hazırlanan her türlü yonga esas olarak alkali ve sodyum sülfit çözeltisi içerisinde 160-170°C’de 2-3 saat pişirilir.

Çözelti tekrar kullanılmak üzere kurulan geri kazanma üniteleri ile geri kazanılır. İşlem güçlü hamur üretimi için uygun ise de yeterli teknoloji seviyesinde olmayan ve kimyasal madde tedarikinde güçlükleri bulunan memleketlerde problemler çıkarmaktadır.

Gazete kağıtları % 100 oranında mekanik rafinör, termomekanik veya kimyasal termomekanik hamurdan yapılabilirse de çeşitli bakımlardan bir miktar (% 10-20 civarında) sülfat prosesi ile imal edilmiş selüloz katılması uygun görülmektedir. Dergi kağıtlarında mekanik hamur % 60 - % 100 oranında kullanılmaktadır. Kaliteli baskı kağıtları ise % 100 kimyasal hamurdan imal edilmektedir (I hamur). Oluklu mukavva ve çimento torba kağıtlarında genellikle mukavemeti yüksek sülfat hamur kullanılmaktadır.

Önceki kısımlarda bahsedilen hammaddelerden, anlatılan metodlarla elde edilen kağıt hamuru (selüloz), hamur hazırlama bölümünde işlem gördükten sonra dolgu, boyar vb. katkı maddeleri ilave edildikten sonra kağıt makinasına verilmektedir. Kağıt makinasına ço düşük kesafette (yaklaşık %1-1,5) verilen hamur çeşitli kademelerden geçerek suyu uzaklaştırılır, bunlar şekillendirme, presleme, kurutma ve gerekirse yüzey basınça düzgünleştirme veya kaplama aşamalarıdır. Üretilen kağıt makinenin genişliğinde olan bir tampon adı verlen ruloya sarılır. Bu kağıt kesilerek bobin veya tabaka haline getirilir ve kullanıma sunulur.

Termometreyi kim keşfetmiştir?

Sıcaklık ölçmeğe yarayan Alet. Yunanca «thermos», ı«ı ve «metron», ölçü’den.
Termometreler ince cam borudan yapılır. Borunun alt ucu şişkincedir, buraya alkol ya da civa doldurulur. Üzerinde derece çizgileri bulunan ince uzun kısmın içindeki hava boşaltılır, sonra ağzı kapatılır. Böylece ısı arttığı zaman tüpün içindeki sıvı genleşir ve yavaş yavaş yükselir.

CELCİUS DERECELERİ

İsveçli fizikçi Anders Celcius (1701-1744), termometrenin derecelenmesinde «yüzlük» bir sistem önerdi; bugün birçok Avrupa ülkesinde ve Türkiye’de bu sistem kullanılmaktadır. Celcius, önce civalı termometre üzerinde iki nokta saptadı: buzun ergime noktasını 0, kaynama noktasını 100 olarak işaretledi. Sonra 0 ile 100 arasını 99 eşit parçaya böldü; bunlara Celcius dereceleri dendi. Daha sonra yazıcı termometre (sıcaklık değişimlerini otomatik olarak bir kâğıda kaydeder) ile maksimumlu ve minimumlu termometre (belli bir zaman aralığında en düşük ve en yüksek sıcaklıkları kaydeder) yapıldı.

CİVALI VE İSPİRTOLU TERMOMETRELER

Her zaman karşılaşılan sıcaklıkları ölçmek için yeterli olan civalı ve ispirtolu termometrelerin ölçme alanı çok dar ve sınırlıdır. Daha düşük sıcaklıkları ölçmek için tolüen ve pentan gibi değişik sıvılar kullanılır. Yüksek sıcaklıklar gazlı termometrelerle ölçülür. Çok incelik isteyen sıcaklık ölçümlerinde, laboratuvarlarda elektrik dirençli termometreler ve termoelektrik termometreler kullanılır.

AZOTLU TERMOMETRE

Azotlu termometre ile l 600 dereceye kadar olan sıcaklıklar ölçülebilir. Bunun üstündeki sıcaklıkları ölçmek için pirometrelerden yararlanılır. Bu âletin, sıcaklığı ölçülecek cisme değmesine gerek yoktur, yalnızca cismin ışımasını ölçmesi yeterlidir.

TERMOSTAT

Termostat, kapalı bir ortamda termometrenin verilerine dayanarak sıcaklığı sabit tutan bir âlettir. Üzerinde, istenilen sıcaklığı elde etmek için ayarlanabilen bir düğmesi vardır; bir ısıtma aygıtına elektrikle bağlanan termostat,, aygıtın verdiği sıcaklığı arttırmağa ya da azaltmağa yarar.

FAHRENHEİT’İN ESERİ

XVI. yy.da ısı, içi hava dolu bir balonla ölçülüyordu. Ancak atmosfer basıncındaki değişiklikler nedeniyle bunun verdiği bilgi yanlış oluyordu. XVII. yy.da Floransa’da ilk ispirtolu termometre yapıldı. 1721′de Alman fizikçisi Fahrenheit, civalı termometreyi gerçekleştirdi. Bugün Anglo-Saksonların kullandığı termometre derecesi onun adını taşır. Bu termometrede 32°F, buzun ergime noktasını; 212°F ise, suyun kaynama noktasını gösterir.

Wikipedia bilgisi: Termometre, (Latince’den: thermos kütle ve métron ölçü; eski dilde: mizanül-harâre) sıcaklığı ölçmek için kullanılan alet.

Meteorolojide Celsius, Fahrenheit veya Kelvin gibi değişik ölçekler termometrelerde kullanılmaktadır. Termometreler, değişen sıcaklık karşısında sıvıların hacim değiştirmesi mantığına dayanır. En fazla kullanılan termometreler civalı termometrelerdir. Sıcaklığın çok düşük olduğu yerlerde ise donma sıcaklığı daha düşük olan alkollü termometreler tercih edilir.

Yapısı

En sık rastlananı cıvalı termometredir. Bu çok küçük kesite sahip ve üst ucu kapalı bir tüpten ibarettir. Alt ucundaysa içinde cıva bulunan küresel veya silindirik bir hazne bulunur. Isıtılmasıyla, civa genişler ve tüpte yükselir. Tüpün kesitinin küçük olmasından dolayı az bir hacim büyümesinde cıvanın yükselmesi oldukça fazladır. Termometre iki sabit nokta arasında kalibre edilir. Bunlar suyun donma noktasıyla kaynama noktasıdır. Normal atmosfer basıncında (760 mm cıva basıncı) bu iki nokta arasındaki mesafe Celsius termometresinde 100 eşit parçaya bölünür. Bunların her biri bir Centigrad’ı (1°C) gösterir. Fahrenheit ölçüsündeyse bu 180 eşit parçaya bölünür. Bunların her biriyse Fahrenheit’i (1°F) gösterir. Bu ölçümde, suyun donma ve kaynama noktası sırayla 32°F ve 212°F olarak belirlenir. Réaumur ölçümündeyse bu noktalar 0°R ve 80°R olarak isimlendirilir. Ara da 80 parçaya bölünür. Cıva -39°C’de donduğu için çok düşük sıcaklıkların ölçümü için uygun değildir. Bu tür olanlar donma noktası düşük olan renkli alkolle doldurulmuştur. Ulaşılabilecek en düşük sıcaklık mutlak sıfır olup, -273,16°C’dir. Mutlak sıfırdan başlayan bir ölçü de Kelvin’dir, yani -273,16°C = 0°K’dır.


Kaynaklar
Zirve100